14
Yorum
7
Beğeni
0,0
Puan
1189
Okunma
Hafta sonu ailecek evdeyiz. Evdeyiz derken evde olmak zorundayız. Bildiğiniz üzere 14 Büyükşehir ve Zonguldak ilinde geçtiğimiz hafta sonu uzun zamandan beri olduğu gibi yine sokağa çıkma kısıtlaması vardı.
Olağan dışı hayatın olağan üstü kurallarına alıştık/ alışmak zorundayız. Sanırım başka çare de yok.
Evde kalmasına kaldık ama hayatın olağan durumlarının dışına çıktık. Üç gün evde dört gün dışarıda ya da tam tersi dört gün evde üç gün dışarıda. Oysa eskiden hayatımız çok çok farklıydı. Kahir ekseriyetimiz beş veya altı gün çalışıp bir ya da iki gün evde kalır ona da evde kalma denilirse. Evde geçirdiğimiz zaman gerçek anlamda çok azdı. Evet hayatımızda olağan dışı gelişmeler oldu ve biz de hayatımızı ona göre dizayn ettirdik. Farklığa göre şekilden şekile girdik. Örneğin geç yatmalara alıştık. Zira gözlere uyku girmiyor. Allah"tan Edebiyat defteri var. Dönüp dolaşıyorum kendimi Edebiyat defterinde buluyorum. Ne yapabilirdik ki başka. Televizyonlarda takip edilecek program yok. Ya da bana hitap etmiyor. Belgeseller tamam ama hepsini tekrarını bile izledik.
Sokağa çıkma yasağını hafta sonları yaşadık ama bir de gerçekten sokağa çıkma yasağını yaşayanlar var. 65 yaş üstü büyüklerimiz ve 18 yaş altı gençler ve çocuklarımız. Benim de ellerinizden öper iki çocuğum var. Biri dokuz yaşında kızım bir de 5 yaşında oğlum. Şimdi fedakarlığı yapan biz miyiz yoksa çocuklar ve büyüklerimiz mi?
Başta da belirtiğim gibi hafta sonu ailecek birlikte olmak zorundaydık. Ailecek kahvaltı yaptıktan sonra eşimle günleri değerlendirirken eşim bir anda çığlığı bastı. Aman Allahım! Oğlum ne yapıyorsun? Yetiş Serkan! Kafamı balkon tarafına çevirdiğimde gözlerime inanamadım. Oğlum balkonun parmaklarına tırmanıyordu. Nasıl yerimden kalktım nasıl balkona geçtim anlamadım. Kucağıma aldığım gibi gerisin geriye oğlanı nasıl getirdiğimi inanın hatırlayamıyorum. Saniyeler bir anda yıl oldu sanki. Oysa biz oğlanın büyüdüğünü, bu yaz kapıyı pencereyi rahatlıkla açacağımızı düşünüyorduk. Demek ki oğlan o kadar büyümemiş. Gerçi bizim farkına varamadığımız başka şeyler de varmış...
Eşim oğlana sordu " Annecim seninle anlaşmamış mıydık? Hani artık balkona tırmanmak yoktu. Bizi ne kadar üzdün bir bilsen. Ya aşağıya düşseydin. " Sahi ya aşağıya düşseydi? Haberlerde okuduğumuz şeyler insanın başına gelmeyecekmiş gibi duruyor çoğu zaman. Oysa gerçekler öyle değil. Haberlerde bizim hayatımızda olanların yansıması değil mi eksik ya da fazla... Bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bu şekilde haber olmak çok acı olurdu.
Çok şükür, binlerce şükür başımıza böyle şey gelmedi. Oğlum dördüncü kattan caddenin ortasına çakılsaydı ne yapardık. Tırnağına zarar gelse içimiz yanarken ya gerçekten aşağıya düşse ne yapardık. Düşünmesi bile büyük bir korku. Aklıma geldikçe hafakanlar basıyor. İnsan gerçekten çocukları için yaşıyormuş . Otuzlu yaşlar geçtikten sonra durum böyle oluyor sanırım.
Olan biteni çocuğun ağzından dinleyince içimiz daha çok burkuldu. Çocuk deyip geçmeyin. Mart’ın onundan beri yer yüzü ile irtibatı kesmişler. Bu süreçte öyle anlayış gösterdiler ki anlatamam. Virüs dedik, mikrop dedik başta, dışarı çıkmama konusuna öyle ikna oldular ki yaşlarından büyük olgunluk gösterdiler.
Birgün olsun anne, baba " Dışarı çıkmak istiyoruz, parka götür, markete götür" demediler.
Her şey yolunda zannederken gerçek insanın yüzüne ansızın çarpıp duruyormuş. " Neden tırmandın oğlum " dediğinde annesi. Ben çok küçüğüm ya gökyüzünü göremiyorum.Gökyüzünü görmek için tırmandım anne. Gökyüzünü çok özledim...
O anda sanki dünya durdu. Bir çocuğun gökyüzünü özlemesi kelimelerle, cümlelerle anlatılabilecek bir şey değil. Hayat her yere sığmasına sığıyor ama çocukların düşlerine sığmıyor sanırım.
Umarım pek yakında yaşadığımız bu acı tecrübelerden kurtuluruz.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.