10
Yorum
38
Beğeni
5,0
Puan
354
Okunma


Bazı hikâyeler zaferle bitmez; sessizlikle mühürlenir. Bu, gökyüzüne aşık bir kalbin, yeryüzünün gerçeklerine çarpışının hikâyesidir. Kelimelerin yorulduğu o ince çizgide duran herkes için...
Kırlangıç Kuşu, hayal dünyasının peşinden koşan bir talihsizdi. Talihsizdi; çünkü hayatında öyle anlar yaşamıştı ki gücünün hiç tükenmeyeceğine inanıyordu. Rüzgârla yarışırdı; yetmezdi rüzgârın hızı, onun hayallerindeki sürate. Küçücük bedeninde bir enerji patlaması taşırdı.
Onun hayal dünyasında olumsuzluğa yer yoktu. Kasvetli bir kaderi olmayacağına inanırdı. Hayatında şiddet, gözyaşı, kan olmazdı. Ne olursa olsun dertten tasadan sıyrılmasını bilirdi. Adı üstünde, o bir Kırlangıç Kuşuydu. Hayaller onunla dilden dile, gönülden gönüle yayılırdı. Hayatın hikmeti, onun kanatlarında kendine başka bir yer bulurdu.
Lakin…
Kırlangıç Kuşu’nun kanadını kırdılar bir gün . Vurgunu, hiç beklemediği yerden, sırtını dayadığı dünyadan yedi. Ağlar örttüler üzerine. Ayağına pranga taktılar; yetmedi, bir de kafes yerleştirdiler başucuna. Oysa Kırlangıç Kuşu varlığını özgürlüğüne borçluydu.
Mevsimlik hayatlar yaşadığını bilmiyordu. Mevsimler bitince, Kırlangıç Kuşu için av mevsimi başladı. Avlandı. Sessizlik ve yalnızlık esir aldı onu. Şimdi yaşadıklarına “ölüm sessizliği” deniliyor.
Kırlangıç Kuşu’nun hayattan istediği çılgınlık ötesi bir yaşam değildi. İstediği şey basitti, makuldü, yaşanabilirdi: Herkesin herkesi sevdiği, herkesin herkese saygı duyduğu bir hayat. Herkes olduğu yerden bir adım atsaydı, gerilim bitecekti. Ama öyle olmadı. Gerilim, Kırlangıç Kuşu’nun kanadını da kırdı.
Kimse, Kırlangıç Kuşu’na kavuşanların sevdası tamamlanmıştır demesin. Onun sevdası hiç tamamlanmadı. Yazık ki hiç başlamadı bile.
Mahşer yeri kalabalıkların ortasında yapayalnız kaldı. Yüzlerce, binlerce dostu varken elleri havada kaldı. Hayatında sessizlik her şey oldu. Heyhatlarla geçen bir ömür aktı içinden. Derin pişmanlıklar geceleri uykusunu böldü. Nefesini kesen bedbahltara öfkesi dinmedi. Her şeyini alan karanlık, masumiyetini de yok etti.
Meğer dostu yokmuş; bunu da bilmiyordu. Mahsur kaldı. Gecenin bağrında kuşatıldı. Gecenin derinliklerinden yükselen korku dolu sesler, her gece rüyalarını kâbusa çevirdi. Bir oldu bittiye gelmekten korkuyordu. Ölümsüzlüğü hayal ederken, her yanını saran karabasanlar yaşamsal fonksiyonlarını bir bir ölüme mahkûm etti. Kanatlarını çırptıkça boşlukta zemine çakıldı. Sessiz çığlıklar yükseldi şimdi ondan, arş-ı alâya.
Dua dua yalvardı gecenin bitmesi için. Çünkü gecenin karanlığında kaybolmuştu. Uçsuz bucaksız dehlizlere dalmak istedi. Sorunları kendi kendine fısıldamaktan yoruldu. Yanan gönlünü serinletecek bir limana varmak istiyordu.
Şimdi kimse hatırlamıyor Kırlangıç Kuşu’nu. Senin gibi, onun gibi. Herkes işini bitirdi, herkes alacağını aldı ondan. Mahşeri kalabalıklar bir bir dağıldı. Şimdi yalnızlık hikâyesini yazıyor Kırlangıç Kuşu.
Ve dilinde bir nakarat dönüp duruyor:
Tutunamadım.
Yaktılar her şeyimi.
Yaralandı düşlerim,
Yaktı yangın gönlümü.
Yad eller göründü bana,
Saklayamıyorum yükümü.
Çığlık çığlık yükseliyorum arş-ı alâya.
Kırlangıç Kuşu artık anlatmıyor. Ne kırılan kanadını, ne yarım kalan sevdasını, ne de gecelerin boğazına çöken korkuyu. Kelime harcamıyor; çünkü kelimeler de yoruldu. Sorularını içine gömüyor, cevap aramıyor. Bakmıyor gökyüzüne, bakmıyor kafese de.
Sadece duruyor.
Bir zamanlar rüzgârla yarışan o kuş, şimdi rüzgârın bile dokunmadığı bir sessizlikte. Ne çırpınış var, ne isyan, ne de veda .
5.0
100% (16)