5
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
817
Okunma
Varlığın kıymeti yoklukta anlaşılırmış. İçinde bulunduğumuz onca şeyin farkına ya elimizden gidince fark ediyoruz ya da hiç ulaşılmayacak bir yerde ise farkına varıyoruz.
Varlık elimizdeyken farkına varmak mı daha değerli yoksa elimizden gittiğinde mi daha değerli? Hayatta herşeye sahip olamazsın. Ancak herkes mutluluğu ister. Zengini de ister fakiri de. Herkes imkanı dahilinde mutlu olmayı becerebilir. Ya da beceremeyebilir....
Mutluluk ise varlığın coşkusunu işaretler. Dolayısıyla varlık, mal mülk ya da para ile ölçülemez. Bir tebessüm bazen çok şey ifade eder. Selam merhaba, bir bardak çay, bir lokma ekmek, sıcak bir kucaklaşmanın hazzını dünyada bazen hiçbir şeye değişemezsin. Bunlar yoksa hayatında bir çok şeyken yoksunsun demektir.
Son günlerde yaşadıklarımızı düşünürsek aslında herşey’den yoksun kaldığımız görülecektir. Çok değil bir kaç ay öncesine kadar hepimiz aslında ne kadar çok da zenginmişiz.
Bugün hangimiz bir dostuyla ya da ailesiyle birlikte bir kafeye gidip çay içebiliyor? Hangimiz bir kahvehaneye gidip iki el tavla atabiliyor? Hafta sonları piknik alanları ne kadar da sessiz. Stadyumlar yalnızlığına ağlıyor. Annemizin babamızın gözleri hep yollarda gelişimizi bekliyor. Sokaklarda dostlarımızı arkadaşlarımızı görüyoruz. Hiçbir şeyi düşünmeden doyumsuzca bir birimizle kucaklaşamıyoruz. Ellerimiz öksüz, gözlerimiz yetim...
Okulların bahçelerinde ve parklarda çocukların cıvıltısı yok. Okullar sessiz parklar sessiz. Sokaklarda, caddelerde bazen sokak hayvanların sesi duyuluyor. Bazı sabahları kuşların cıvıltısı balkonlarımıza kadar geliyor. Bahar tüm ihtişamıyla canlanırken bizler evdeyiz. Okulunu, öğretmenini, arkadaşlarını isteyen çocuklarımız endişeli gözlerle gözlerimize bakıyor. Zenginlerimiz ile fakirlerimiz eşitlenmişcesine sosyal hayatımız ne kadar da değişti. Dışarıda yemek yiyen yok. Sabah akşam herkes mutfağında. Bazılarımız yemek yapmasını öğreniyor bazılarımız duymayı... Aynı gözle bakıyoruz camlardan caddelere. Televizyonda aynı programları seyrediyoruz sabahları akşamları. Herkes aynı saatte yatıyor ve herkes evinde gelecek güzel günlerin gelmesi için dua dua yalvarıyor.
Herkes şapkasını bir çıkartıp önüne koysun bakalım! Evet ne kadar da zenginmişiz. Ancak o kadar da cimri ve zalimmişiz. Dünya sadece bizimmiş gibi yaşamışız bugüne kadar. Doğayı yerle bir etmişiz. Denizi kirletmişiz. Suları tüketmişiz. Bilinçsizce ormanları yok etmişiz. Hayvanları yuvalarından uzaklara sürmüşüz. Kalanlara da öyle işkence ettik ki ölmekten beter etmişiz. .
Varlık varlığını tüm ihtişamıyla sürdürürken, yokluğun kısır haliyle varlığı yoksunluğa mahkum etmişiz. Yok yere savaşlar çıkartmışız. Bomba üzerine bomba atmışız toplulukların üzerine. Tüm gücümüzle bir parça toprağa daha hakim olabilmek için, belki biraz petrol zengini olabilmek için dünyanın taa neresinden gelmişiz. Kadınları babasız, eşsiz, oğulsuz bırakmışız. Çocukları yetim bıraktığımız yetmiyormuş gibi onları birde sürgüne yollamışız. Sürgüne yolladıklarımızı da utanmadan hiçbirini de kabul etmemişiz.
Hayat kısa ve düşünmek zorundayız! Gözle görünemeyecek kadar minik bir düşmanla baş edemiyorken varlığın ritmini bozacak davranışlardan neden kaçınmıyoruz? Yaşananlar çok acı! Böyle giderse yaşanacaklar da çok acı olacak. Bugün virüs olur yarın bambaşka bir bela... Mutlu olmak istiyorsak eğer döngüye ayak uydurmak zorundayız. Yaşam döngüsüne. Yaşamın bir döngüsü var. Ve biz bu döngüyü ister istemez tüm canlılar ile birlikte sürdürmek zorundayız. Ancak bu şekilde var olmaya devam ederiz....
Varlığı yoklukta kaybedenlerden olmamanız dileğiyle....
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.