13
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
1962
Okunma

Ezo Gelin yalnızca bir çorba adı mı..?
Değil.
Ezo Gelin gerçekten yaşamış biri. Türk kadınının, Türk insanının hüzünlü bir gerçeği. İçinde gurbet, ayrılık, hasret, çile, gelenekler, acı, yoksulluk olan bir dram. Öyle hüzünlü bir yaşam ki !!
Asıl adı Zöhre idi Ezo Gelin’in.
1909 yılında Gaziantep İli Oğuzeli İlçesine bağlı Uruş, şimdiki ismiyle Dokuzyol Köyünde doğdu. Üç erkek dört kızı olan, yedi çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu. Zeynel, Bakır, Ezo (Zöhre), Kenan. Sakine. Rabia ve Şehriban. Barak Türkmenlerinden.
Zöhre’ye neden “Ezo Gelin” denildiğini kimse bilmiyor.
Öyle güzel ki Zöhre. Büyüdükçe daha da güzelleşti. Güzelliği dillere destan oldu. Urfa’nın Birecik, Gaziantep’in Nizip, Oğuzeli, Karkamış, Kilis’in Elbeyli ilçesi ile Suriye’nin kuzeyindeki bazı kısımları da kapsayan Barak Ovası’nda nam saldı Ezo Gelinin güzelliği.
Fakir bir aileden olmasına rağmen ne ağalar ne beyler istedi Ezo Gelini. O gönlünü komşu Beledin (Sergili) köyünden Şitto’ya, Hanefi Açıkgöz’e kaptırdı. Hanefi Açıkgöz saz çalıp türkü söyleyen biri. Düğünlerin vazgeçilmezi. Öyle yanık bir sesi var ki, öyle bir saz çalışı var ki insanları mest ediyor.. Kendi besteleri de var.
Fakirliğin gözü kör olsun.
Zöhre ile Şitto berdel (karşılıklı kız alıp verme / Değişiklik) yoluyla evlendiler. Ezo Şitto ile, ağabeyi Zeynel de Hanefi’nin halası Hazik (Hatice) ile evlendi.
1,5 yıllık evlilikleri mutlu mesut geçti. Zeynel’in evliliği hiç beklenmedik bir şekilde sona erince Ezo Gelin ve Şitto’ya da ayrılık yolu gözüktü ister istemez. 1930 yılında boşandılar. Birbirlerini çok seviyorlardı ama felek vurunca vuruyor işte. Kader gülmeyince gülmüyor. Bağırlarına taş bastılar. Ezo Gelinin tek ricası var Şitto’dan “Söylediğin türkülerin hiçbirinde benim adım geçmesin..”
Bu ricayı Şitto Hanefi öldüğü tarih olan 1985 yılına kadar unutmuyor. O’nun hiçbir türküsünde Ezo Gelin’in adı geçmiyor.
Şitto, Ezo Gelin ile olan öyküsünü hayatı boyunca hep tek cümlede özetliyor: "Kötü talih, geç buldum; tez yitirdim...”
Ezo Gelin Şitto’dan ayrılınca 6 yıl dul kaldı. 6 yıl boyunca ikisi de evlenmedi. Olmayan bir umutla 6 yıl beklediler ama.. Ama’sı yok.. Olmadı da..
Taa kızlığından beri teyzesinin oğlu Suriyeli Abuzer Memey Ezo Gelinin talibiydi. Memey Suriye’nin Halep İli, Cerablus İlçesi, Kozbaş köyünden. O da Barak Türkmenlerinden. Ezo Gelin altı yılın sonunda, 1936 yılında, yine berdel usulüyle teyzesinin oğlu Memey ile evlendi. Suriye’ye gelin gitti. Bu altı yıllık süreçte Ezo Gelin daha bir güzelleşmiş, daha bir olgunlaşmıştı.
Öyle güzeldi ki..
6 yıl boyunca Ezo’nun Barak’ta çok sayıda isteyeni oldu. Onlardan birisiyle evlenmeyip Suriye’den biri ile evlenmesi birazda kendinden ve bulunduğu çevreden kaçışıydı.
Berdel geleneğine kurban olan Ezo Suriye’ye gidince içine kapandı. Evden dışarıya çıkmıyor, kimseyle konuşmuyordu. Dünyaya küsmüştü.
Memey zengin değildi. Düğün yapılmadan gelin alayı gelip Ezo’yu aldı götürdü. Gelin alayı gelmek üzere iken Ezo ortalıktan kayboldu. Herkes Ezo’yu aramaya başladı. Düğün alayı geldi gelecek. Ezo sırtında bir çuvalla çıkageldi. Herkes Ezo’nun sırtındaki çuvalda ne olduğunu merak etti. Çuvalda toprak vardı, vatan toprağı. Vatana hasret kaldığında öpüp koklamak, ileride de mezarına konulmak üzere Ezo bir çuval toprağı sırtında götürdü gelin alayında. Sanki çeyizini taşıyordu. Zaten hüzünlü olan akrabaları hepten üzüldüler.
1936 yılında Ezo Gelin’i Ali Aksoy’a istemek için Uruş köyüne giderken yolda Ezo’nun gelin alayını görünce, İzanlı Bekir Karaduman şu türküyü yaktı:
Turnayı uçurdum Uruş gölünden
Tilsevet gölüne battı mı dersin
Bir haber almadım Zambır köyünden
Şibip’e telinden attı mı dersin
-
Hele Devehüyük geçit yeridir
Bozhöyük de gümanımın biridir
Alıp giden Türkmenlerin eridir
Bir gece Kozbaş’ta yattı mı dersin
-
Önünde Sacır var geçmez orayı
Hep avcılar arar bahtı karayı
Şaine Küllü’yü hem Zugara’yı
Bu üç köyü şavkı tuttu mu dersin
-
Mallarım kaçaktır varma gümrüğe
Geç Karakuyu’dan otur Düğnüğe
Dön ha Ezo dön ha eski yurduna
Sahiplerin seni sattı mı dersin
-
İzanlı Bekir Karaduman
Gaziantep
Ezo giderken sevgisini, aşkını, vatanını bırakmanın acısı ile kavruldu. Yakınları gitmemesi için çok uğraştı. Eski eşi Şitto Hanefi sazını bu kez daha bir dertli çalmaya başladı.
Artık her şey bitmişti. Düğün alayı Barak Ovası’nın düzlüğünde kaybolup gitti. Şitto sazıyla kala kaldı..
Gelin alayının arkasından Şitto’nun:
“Bir ateş düştü hördüme,
Yari düşürsem ardıma.
Benim bilinmez derdime,
Bulsam çareyi çareyi.”
ve
“Benim olsaydın seni vermez idim feleğe,
Başın için olsun da salma beni dileğe.
Anası huridir de kızı benzer meleğe,
Neneyle de sevdiceğim neneyle,
Çık Suriye dağlarına da bana el eyle.
-
Suriye’den çıkıp gelmiş de yaylı araba,
Sevdiceğim gidersen Uruş olur haraba.
Kız seni vermişler de bir kokuşmuş Araba,
Neneyle de sevdiceğim neneyle,
Çık Suriye dağlarına da bana el eyle.”
Feryatlarını kimsecikler duymadı.
Hanefi Açıkgöz’ün tüm doğaçlamalarının konusunda Ezo Gelin yatar.
Nerede ne çeşit türkü söylerse söylesin bir ucu mutlaka Ezo’ya dayanır.
Ezo’ya başka türküler de yakılmıştır. Fakat O’nun asıl türkülerini yakan ve O’nun sesini Dünyaya duyuran eski eşi ve aşığı olan Hanefi Açıkgöz’dür. Bu türkülerin içinde Ezo Gelin adı asla geçmez. Geçmez de daha sonra söyleyenler tarafından Ezo Gelin ismi türkülere dahil edilmiştir.
Ezo Gelin yaşamı boyunca Türkiye özlemiyle yandı tutuştu. Suriye’de evli bulunduğu Kozbaş Köyüne bitişik Bozhöyük’teki Höyük tepesinden Türkiye, Uruş görünüyordu. Ezo gelin sık sık o tepeye çıkar Türkiye’ye, memleketine, Uruş’a bakardı.
Daha sonra Lüle Köyüne taşındılar. Tek göz kerpiç bir eve.
Ezo birkaç yılda bir gelip vatanında hasret gideriyor, her geldiğinde de heybesine bir miktar toprak doldurup götürüyordu. Ta ki sınırlar kapanıp, dostlukların akrabalıkların arasına 1950 yılında mayınlar döşenene kadar. Maddi imkânsızlıklar da çok fazla.
Sonra gelemez oldu. 1952 yılında bir de kocası hapse düşünce..
“Vara öleydim de vatanımda öleydim” diye dövünüyor, ağıtlar yakıyordu.
20 yıllık Suriye yaşamında yakalandığı verem hastalığı Ezo Gelin’i adeta eritti ve 18 Mart 1956’da 47 yaşında iken hayata veda etti.
Hayattayken mezar taşına, “Bahtı Kara Ezo Gelin burada yatıyor. Türkiye’ye doyamadan gurbet ellerde veremden öldü” diye yazılmasını vasiyet etmiş olmasına rağmen; mezar taşına “Fatiha Emir Dede Kızı Ezo Gelin. Doğumu: Türkiye’nin Gaziantep Vilayetinin Oğuzeli Kazasının Uruş Köyü 1909. Ölümü: Suriye’nin Halep Vilayetinin Carablus Kazasının Lüle Köyü. 18 Mart 1956" diye yazıldı. Cenazesi vasiyeti üzerine Bozhöyük’teki tepenin doruğunda Türkiye’ye bakan yamacına gömüldü (Sınıra 2 km, Uruş Köyüne 21 km).
Yıllarca oradan ülkesine özlemle bakan, yaşamı boyunca memleket hasretiyle yanan Ezo Gelin’in mezarı, 1999 yılında Suriye’den nakledildi. Naaşı 24 Eylül 1999’da doğduğu evin bahçesine, Uruş Köyüne defnedildi.
Ezo Gelin’in Memey’den iki kızı oldu. Kızlarından biri küçük yaşta vefat etti. Diğeri Celile. Celile Bozgeyik 2013 yılında 7 çocuğuyla birlikte Türkiye’ye sığındı. 2018 yılında da Türk vatandaşı oldu. Şitto’dan çocuğu olmamıştı.
Celile Bozgeyik, annesinin Türkiye özlemi çektiği için verem olduğunu belirterek “Annemin özlemi Türkiye’ydi. ‘Türkiye güzel, ben öldüğümde beni oraya gömün’ derdi” diye konuştu.
*
2018 Yılında Suriye Cerablus Zugara’da Çadır Kent yaptık. Ben oranın kontrol şefiydim.
2016-2019 yılları arasında en az 100 defa Suriye’ye gittim geldim. Afrin, Azez, Çobanbey, Cerablus gibi Suriye’nin pek çok yerine gittim.
Zugara kampı Bozhöyük Köyünün bitişiğinde. Çadır kentin taban dolgusu için stabilize malzeme lazım oldu. Tesadüfen Bozhöyük köyündeki höyük tepesinin 50 metre yanından malzeme aldık. Yani Ezo Gelinin 1956’dan 1999 yılına kadar mezarının olduğu tepenin dibinden. Ezo Gelinin gelin gittiği Kozbaş Köyü de 1,5 km uzaklıkta.
Uruş (Dokuzyol) Köyü ise Oğuzeli Karkamış yolu üzerinde.
Karkamış da antik bir kentmiş. Harabeler duruyor.
Ezo Gelin hikayesini oralarda içim sızlayarak dinlemiştim. Uzun zamandır da yazmak istiyordum.
Bir de şu soru sorulabilir: Ezo Gelinin naaşı Türkiye’ye getirilince neden mezarlığa değil de doğduğu evin bahçesine gömüldü..?!! O bölgede dikkatimi çekmişti, elbette mezarlıklar var ama yol kenarında, bir ağaç altında, evlerin bahçesinde, bir tepenin doruk noktasında da mezarlar görmek mümkün. Ezo Gelinin evlerinin bahçesine gömülmesinde bu nedenle bir mahzur görülmemiştir diye düşünüyorum.
Mekanı cennet olsun.
Suat Zobu
.
10.0
100% (2)
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.