3
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
1056
Okunma

Sabaha yakınız. Çok yakınız. Büyümek korktuğum şeydi ve büyüdüm. Olgunlaştı mı kalbim bilmiyorum. Duygular denkleminde hep bir hüzün vardı benim için. Beni yorun ağaçlar. Beni yorun bulutlar, çiçek tarlaları ve esamesiz yarınlar...
Beni yorun..!
Yarınlar demişken bizi nasıl bir gelecek bekliyor olabilir ağdalı sözlerin zuhur ettiği şu günlerde?
Kendi akıbetimi sorgulamayı bir kenara bırakıyorum. Vardır kaderimin bir çizgisi diyip.
Sanki milyonlarca ışığın raksıydı bu. Korkup kaçtığım duvarın ta kendisiydi. Yüzümün duvarıydı milyonlarca ışığın yaratımı milyonlarca gölge.
Dağılsın her şey. Gereksizlikler... şiir zorundalığı gibi her şey... Elini versen kolunu kaptırdığın için kötü hissetmen doğal değil mi?
Melankoli, hayat ağacında titremesiydi dalların ve inanın fuzuli işlere ayıracak vakit yoktu. Hayat o kadar değerliydi çünkü.
Sakladığın şeylerin aslında saklanmamış olması ne tuhaf. Aslında her şey kabak gibi ortada. Mutlu olman neyi istediğine bağlı. Olanlar olmayanlar...
Varsayımlar eşyanın dilini soyutlamıyor ki onu güçlü kılıyor.
Gece bitti. Ben sancımla baş başa bırakıldım. Hudutlarımla baş başa... Yüksek bir yerden düştüm.
Nasıl düştüm, kime düştüm belirsiz.
Ve ben bu belirsizliği sevdim.
Kelimelerin bana sunduğu renkli dünyaya şükretmeliydim. Ettim de.
Dualı dilim yaralı dilim oldu. Zaruri hallerden ötürü aktı gözyaşı.
Kapılardan geçtim. Birikintilerden, güz içre seslerden... Bana başka mevsim yoktu. Kuşlarını ağırladı yalnızlık.
Beklerken bekliyebilmeli insan.
İçinizde kaç düğüm var bilmiyorum ama onun varlığını yadsımayın onu kabul edin iyisi mi.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.