14
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
1699
Okunma

Dünya Kadınlar Günü nedir ? :
Tarihi verilere hiç gerek duymuyorum. İnternet diye bir şey var. Yada kütüphaneler …. ! Dünya kadınlarının çığlık çığlığa , yumruk yumruğa , yanarak , ölerek, dövülerek ,yerlerde sürüklenerek , her türlü zorluğa göğüs gererek bileklerinin hakkıyla elde ettikleri birey olma , var olma hakkını söke söke aldığı sürecin sonunda aldığı madalyadır. Madalyanın resmi tanımı : Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti.
Meraklısına link : (tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnya_Kad%C4%B1nlar_G%C3%BCn%C3%BC )
Türkiye de ise bu işi bizim yerimize Mustafa Kemal Atatürk yapmıştır. Önce şehir şehir gezip Türk kadınını göklere çıkaran veciz sözleriyle halkı yapacağı köklü değişikliğe hazırlamıştır.
İşte o tarihi sözlerden bir örnek :
1923 yılının Ocak ayında, Cumhuriyetin ilânından dokuz ay önce, Atatürk, İzmir’de halkla konuşurken kadın konusundaki düşüncelerini cesaretle açıklamıştır:
“… Bir toplum cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur.. . Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurun sonucudur… Bir toplumun bir uzvu faaliyette bulunurken öteki uzvu atâlette olursa, o toplum felce uğramış demektir.
Sonra işte o an gelmiştir. Türk Kanunu Medenisi, Türkiye’de 17 Şubat 1926’da İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak TBMM’de kabul edilen ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe konulan 743 sayılı kanundur. Daha sonra ise 1 Ocak 2002 kabul tarihli Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kalkmıştır. Biz kadınlara kattıkları ise ;
- Ailede kadın-erkek eşitliği sağlandı.
- Evlilikte resmî nikâh zorunluluğu getirildi.
- Tek eşle evlilik esası getirildi.
- Kadınlara, istedikleri mesleğe girebilme hakkı tanındı.
- Mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadın-erkek eşit hale getirildi.
- Patrikhanelerin, din işleri dışındaki yetkileri kaldırıldı.
( Bkz: tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Kanunu_Medenisi )
Öncesinde durum nasıldı ? :
Osmanlı döneminde kendi dönemi içinde değerlendirirsek kadınların zaman içinde bazı haklar elde ettiklerini söyleyebiliriz. Evliliklerin kadı önünde gerçekleşmesi ve evlenecek kızın kesin rızasının olması gibi yasalar doyurucu olmasa da yanan ateşe bir bardak su niyetine olmuştu denilebilir. Yine kadınların mehir ve nafaka hakkından vazgeçtiğinde boşanma hakkı elde ettiği de görülmüştür. Tabi ki bunları sadece o dönem içinde değerlendirir isek olumlu gelişme olarak kaydedebiliriz.
Sarayda ise kölelik kuralı ile alınan cariyelerden kurulan haremlerle kadının bir eşyadan farksız hale getirildiğini söylersek hiç de abartmış olmayız. Şimdi diyeceksiniz ki o fakirlik içinde cariyeler hallerinden memnun idiler. Üstelik dini ve ilmi eğitim alıyor idiler diyeceksiniz . O zaman bende derim ki saray onca refah içinde iken halk neden fakirdi ? Ayrıca onca eğitimin iki nedeni vardı. Cariyenin doğuracağı şehzade için bilgili bir anne gerekliydi. İkinci sebep ise hünkarın karşısına cahil, iki lafı bir araya getiremeyen , görgü kurallarından habersiz bir kadını nasıl çıkaracaklardı. Hünkarın sadece cinsel arzularını değil yârenlik ihtiyaçlarını da karşılaması için bu kadınların bir şeyler biliyor olmaları gerekli idi. Kadına verilen değerle bir ilgisi yoktu. Ama kadın dediğimiz bir eşya olmadığı için öğrendikleri ile değişik zamanlarda Osmanlı’nın dahili ve harici işlerine burnunu sokmaya başladı. Ufku açıldıkça saray içinde hem kendi şehzadesini korumak için hem de güç sahibi olmak için bilgilerini kullanmayı da öğrendi. Saray kadınları öğrendikçe güçlenmişti.
Aslında sarayda yada değil , o devirde yada bu devirde korkulan tamda budur. Kadının öğrendikçe güçlenmesi. Bildikçe çoğalması. Hem kendinin hem de her şeyin farkına varması. Bu tüm dünyada her alanı özgürce kendisi için kullanan erkeklerin işine hiç mi hiç gelmedi. Kadınların ihtiyaç malzemesi olmaktan çıkıp ben bir bireyim demesi, çığlıklar boyu uyanışa geçmesi erkek iktidarının sonu demek ti.. Bunu istiyorlar mıydı ? Hayır. Şimdi istiyor musunuz ? Bilmem …. !!!
Kadın o devirlerde sadece biz de değil tüm dünyada aynı değerde idi. Savaş ganimeti sayılabilecek kadar insan sayılmaktan uzaktı. Bir asker fethedilen bir yerde bulduğu kadın için ‘’Bu benimdir’’ dedikten sonra ona kimse el sürmezdi . O kadın artık o askerin kölesi olurdu. Cinsel ihtiyaçlar başta olmak üzere tüm isteklerini yerine getirmek zorunda idi. Ayrıca bu köle kadınlar sahipleri tarafından bir nedenle öldürülür ise sahip hiçbir ceza almıyordu. Sonuçta insan evde kırılan vazosu için suçlu sayılmıyorsa buda aynı şeydi.
Zamanla kadınlar büyük sıkıntılar yaşayarak kendilerine toplumda yer açmaya çalışmışlardır. Evdeki köle olmak dışında çalışma hayatına atılmışlardır. Ancak yine de çile ve dert bitmek bilmemiştir. İşyerinde taciz ,tecavüz, yasal haklarına el koyma, erkeklere göre daha fazla çalışıyor olsalar bile aynı ücreti alamamak gibi sayısız eşitsizlik ve travmayla savaşmışlardır.
Şimdilerde pek çok kadının haberinin bile olmadığı bu günü yaşatmak için yapılabilecek bir sürü şey varken sanki elde edilmiş haklar yok sayılırcasına bu gün de kadının kendisi gibi önemsizleştirilmeye çalışılmaktadır. İşyerlerinde bu günün önemini vurgulamak amacıyla hizmet içi eğitimler yapılabilir. Şiddet gören kadınlara yönelik yapılan çalışmalardan bahsedilip şiddet mağduru kadınların nereye başvuracağı hakkında bilgilendirme yapılabilir.
Sonra sinema, tiyatro, konser gibi ücretsiz sosyal etkinliklerle Kadınlar Günü’nün önemine dikkat çekilebilir. Hem bu tür etkinlikler sosyal olmayan, olamayan kadınlar içinde bir adım olabilir. Hiç değilse bir günü gülümseyerek geçirebilirler. Çok mu zor ? Farkındalıkların artırılması adına pozitif ayrımcılık konulu paneller düzenlenebilir..
Yardım dernekleri daha aktif bir şekilde ruhu ve bedeni yara almış kadınların kendilerini böyle günlerde göstermeleri için yüreklendirebilirler. Yapamaz mıyız ?
Kadın haklarının siyasi, dini, etnik çıkmazlarda eritilmesine izin vermeyerek bir insanlık suçunun işlenmesinin devam etmesine seyirci kalmayarak bir adım da sen atabilirsin. Atamaz mısın ?
Saymakla bitmez kadın sorunlarına kendi hemcinslerimiz bile yeterince duyarlı değilken bazen erkeklerden göremediğimiz destek için fazla mı tepkiliyiz diye düşünüyorum. En azından etrafınızda gördüğünüz şiddet olaylarına başınızı çevirmeyin. Kadın ya da erkek olarak mutlaka yapabileceğiniz bir şeyler vardır. Şiddeti uygulayan kişiye hiç kimse bir şey demez se ona vahşetini devam ettirmesi için oldukça geniş ve özgür bir alan bırakmış oluyoruz.
Şiddet mağduru kadınlar genellikle yaşadıkları ortamı terk etmedikleri sürece yaşadığı süreci kanıksadığı için normalleştiriyor. Onun bu cehennemden çıkması için uyarıcılara ihtiyacı var. Lütfen bunları unutmayın. Şiddeti uygulayan kişi (!) yaptığı şeyi zaten normal kabul ettiği , kadını bir mülk olarak gördüğü için yaptıklarının yanına kalmaması adına önce müdahil olun ve gerekirse adli süreç te cesaretle görüp duyduklarınızı dile getirin. Bunu yapmazsanız şiddeti uygulayan kadar suçlusunuz demektir. Bu aile meselesidir gibi saçma repliklerle kirli vicdanlarınızı temizleyemezsiniz.
Şiddet mağduru kadınlar biliniz ki bunu kendisine uygulayan kadar seyirci kalanlara da fazlasıyla öfkeli olurlar. İster Ahiret inancınız olsun , ister insan haklarına inancınız olsun yada neye inanıyorsanız inanın eğer şeytana tapmıyorsanız suçlu ve günahkarsınız .
Ülkemiz CEDAW sözleşmesine imza atmış olmasına rağmen yıllardır atılması gereken adımları ,çıkarılması gereken yasaları yapmış olmak için yapıyormuş gibi davranmaktadır.
CEDAW nedir ? : BM’nin kadınlara karşı ayrımcılığın tüm biçimlerinin ortadan kaldırılmasına dair düzenlediği uluslararası sözleşmenin kısa adı. Açılımı "Convention On Elimination Of All Kinds of Discrimination Against Women"dir. (tr: Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Bildirgesi)
İslam Ülkelerinin CEDAW’a çekince koyarak imza atması kadar komik bir şey olamaz . Bu şartlar şeriat yasalarına uyarsa uygularız abicim biz. Kadın bizim için dinen şuramızda buramızda diyerek imza atınca ne kadar anlamlı oldu ki bilemezsiniz. Haa sadece İslam ülkeleri değil ki .Brezilya, Kanada … Sayıları azımsanmayacak kadar ülke çekinceleri koyup koyup imzalarını bastılar. Ve böylece oy birliği ile Kadın Hakları Savunmacı lığı oynadılar. Yaşasın pipisel faaliyetler …..
Biliyor musunuz yapılan araştırmalar ve istatistikler aslında Avrupa’ dada durumun hiç de iyiye gitmediğini gösteriyor. Kadınlar için çember gittikçe daralıyor. Buraya istatistiksel verilerle bir makale yazsam eminim ki pek çok kişi yazının sonunu getirmeyecek. Orada yüzlerce sayıdan bahsedilecek ve siz onların her birinin işkence, acı, şiddet, ölüm olduğunun yeterince farkında olmayacaksınız.
Edindiğim verilerden yola çıkarak size basit yoldan bir çıkarım sunayım. Bir uçak kazası nadiren yaşanır biliyorsunuz. Tüm medya böyle bir olay olduğunda hep bir ağızdan bağıra çağıra haber yaparlar. Trajik kazanın an be an görüntüsünü izleriz. Kara kutuya kadar öğreniriz. Haberin sunumu bazen ertesi güne bile sarkar. Hayatta kalan pek olmaz ve herkes üzüntü duyar böyle bir olayda. Peki size desem ki her gün aslında bir uçak düşüyor ve içinde ortalama 300 kadın ölüyor. Ama sessiz sedasız ve sizin ruhunuz duymadan ölüyorlar. Hem öyle uçak kazası gibi bir anda parmak şaklatır gibi değil ağır travmalarla ,acı çekerek , işkence görerek, tecavüze uğrayarak… vs vs … Şaşırdınız mı ? Dünyada değil sadece Avrupa ve Türkiye’ de üstelik bu çarpıcı sayı. Sanırım dünya geneli dersek günde düşen uçak sayısı üçe çıkacaktır.
Çevrenizde şahit olduğunuz şiddet olaylarında ne yaptınız ?
Bir insan olarak hatırladığınız bu olay yada olaylarda görevinizi yerine getirdiğinize inanıyor musunuz ?
Daha fazlası elinizden mi gelmedi ?
Yoksa şimdi başımı belaya sokmaya gerek yok deyip duymazdan mı geldiniz ?
Eşiniz, kızınız, sevgiliniz , komşunuz, akrabanız, arkadaşınız olan kadınlara olması gerektiği gibi davrandığınızı düşünüyor musunuz ?
Duyumsayamadığınız hiçbir acı için hiçbir şey yapmamışsınız demektir.
Sevdiğinizi söylediğiniz birine bedenen ya da ruhen zarar veremezsiniz. Eğer bunu yapıyorsanız sizce bu eylem sevgi midir ?
Siz vicdanınıza sorun bakalım daha kaç soru üretecek…..
Şimdi hanımlar biraz öne çıkın ve dinleyin :
“Uyanın, harekete geçin, savaşın! Bugünkü büyük tarihi durum sizleri cesaretsiz bulmasın Dünün bilinmeyen milyonlarca köle kadınları, bugünün savaşçıları meydana çıkın ve ileri yürüyün!”- Clara Zetkin-
"Güneş bile benim tutkularımın yanında sönük kalır. Tutkularımın hepsini yaşayamayabilirim ancak onları izlemek, inanmak ve takip etmeye çalışmak pların devamını sağlıyor." - Louisa May Alcott -
"Bir kadın olarak kentim yok. Bir kadın olarak kentim tüm dünya.." - Virginia Woolf –
"Kazanmak için savaşmanız gerekebilir." - Margaret Thatcher –
"Azim 19 kez kaybedip 20’nci de başarıya ulaşmaktır." - Julie Andrews -
Ve beyler :
Deniz ben …
Sevmeyi seviyorum ve sevilmeyi.
Sıradan, içinizden her hangi biri ,
Çiçekleri seviyorum, güneşi ve dalga seslerini..
Çocukları seviyorum bir de ..
Ölü olanları da … Belki de en çok onları.
Deniz ben tenimden çok yüreğim ve ruhum yaralı.
Belki alt komşunuz ,Belki arkadaşınız Deniz..
Çocuk yaşta evlenmeye zorlanan bazılarımız var.
Yine köyde ki Deniz’ler ırgat hem de dokuz çocuğa ana.
Bazılarımız akademik eğitimli.
Ama yaralı Deniz’ler..
Aşkı seviyorum her kadın gibi …
Dokunmayı ve sevilmeyi..
Elbiseleri, ayakkabıları, müziği..
Bazılarımız kitapları çok seviyor ,Bazı Deniz’ler doğayı..
Bir ya da pek çok kez elimizden alınan umutlarımızı seviyorduk.
Size güvenmeyi seviyorduk.
Sizinle yan yana yürümeyi istiyorduk.
Narin ve kırılgan olmam bedenim de hakkın olduğunu göstermez.
Dokunmanı istemediğim sürece dokunma..!
Morlukları, kırıkları, silah ve bıçak yaralı içinde Deniz’ler.
Kaçıncı ölüyüm bu gün Deniz’ler den
Kaçıncı Tecavüz edilmiş Deniz ..
Düşün .. !
Ben senin gibi insanım ve yaşama hakkım senin ellerinde olmamalı.
İnsan olmayı seven bir Deniz’dim sen beni az önce öldürene dek…
Sevgilerimle….
Deniz….
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.