4
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
1212
Okunma
Çarşamba günü akşamı Keçiören belediyesi Türk sanat müziği koromuzun konseri vardı. Ben de
bu korodayım. Konserden sonra kardeşimin evi konser salonuna yakın olduğu için onlarda kaldım. Zaten ertesi gün bayanlar arasında günümüz vardı.
O gün kahvaltıdan sonra kardeşimle konuşurken; " bugün günlerden perşembe, Çubuk’un pazarı var. Evde olsaydım eğer pazara gider hiç olmazsa bir domates alırdım. Geçen hafta da pazara gidemedim." dedim.
Kardeşim:
- Bacım sen gidemiyorsan ben gidiyorum. Sen ne istediğini söyle, ben alırım."
- İki kilo yerli domates alsan yeter. Başka bir şey istemem. Domatesi seviyor, kahvaltıda yiyorum. Maydonos, tere, dereotuyu marketten aldım. Bunların pazarda satılanları da yerli değilmiş. Domatesin kırmızı olması şart değil, kırmızısını bulamazsan gök domates de olur.
-Tamam alırım ben.
- Çok sağol canım benim.
Konuşmamıza kardeşimin eşi Farize de katıldı:
- İki kilo domates de bize al olur mu?
-Tamam ikşer kilo alırım.
Kardeşimi az sonra uğurladık. Tekrar tekrar nasıl domates alması gerektiğini anlatarak.
Kardeşim bana ilk kez bir şey alacaktı. Gerçekten çok sevindim. İki kilo domates değildi önemli olan. Onun büyük bir istekle almak istemesiydi. İlle başka bir şey de iste alayım diyordu. Ben ve gelinimiz Farize Çubuk’taki diğer kardeşimi hesaba katmıyorduk. Saf saf domateslerin alınacağına inanmıştık.
Perşembe akşamı yorgun argın önce annemin evine uğradım. Her akşam annemle birlikte otururuz. Kahve pişirir birlikte içeriz. annem kahveyi çok sever, rahmetli anneannem gibi. Ben
domatesi unutmuştum. Annem kardeşimden söz edince sordum:
- Anne İbrahim bana domates alacaktı, alıp buraya bıraktı mı?
- Yooo! Hiç söylemedi.
- Ne zaman geldi?
- Öğleyin, biz güne gitmeden önce Nazife’ye geldi.
Tamam dedim. Nazife’ye geldi ve de bize domates alacağını söylemişse, kesin aldırtmamıştır dedim. Annem herhalde dedi. Biz güne gittik. O Nazife’de oturdu biz gelene kadar. Gelirken ona günde sunulanlardan pasta börek verdiler, getirdik. O da yedi.
Nazife nedense erkek kardeşim İbrahim’i ve kardeşlerini de emrinde döndürmek ister. Ben kötülük olmasın adına ses çıkartmam ama yeri geldiğinde de lâfı gediğine kondururum. Darılmasını umursamam artık. Son noktaya gelmiş, haddi aşmıştır çünkü. Aslında bugün de haddi aştı. Ona ne İbrahim’in bize domates almasından. Bizim burada buna karnı almamazlık
derler. Kulaklarımla duyarım. Kardeşim eşinin siparişini alacağı zaman bizimle konuşurken
Farize şunu al dedi der. Bizimki hemen atılır. Bütün kazancını ona veriyorsun, kendisi alsın
niye sen alacaksın ki der.
Akşam ben annemde otururken Nazife geldi elinde süt ölçme tasıyla. Beş kiloluk bidonla annem ve ikimize almışlar. İkimiz paylaştık. Annem eksik fazla sütü paylaştır. Benim sütümü pişir dedi. Ben göz kararı sütleri paylaştırdım. Nazife ocakta pişen süte baktı. Ben:
- Aynı böyle bir tencerem var. Her zaman aldığım sütün ölçüsüne göre bu tencereye koydum dedim.
O kuşkuyla bir tencereye bir bidondaki süte baktı. Ölç bakalım benim süt ne kadar dedim.
Sütçüden. Adam her zaman fazla fazla veriyor sütü dedi. Kendi iki buçuk kiloluk kabıyla
benim sütü ölçtü. Biraz fazla geldi. Getir biraz annemin sütüne dökelim dedim sonra da sütün pişmek üzere olduğunu düşünerek. Kalsın, dökmeyelim diye caydım.
İçeriye girince İbrahime domatesleri sen mi aldırmadın dedim. O gayet sakin her yolundaymışça:
-Ben aldırmadım. Hava soğuktu. Geçen hafta bile domates zor bulundu dedi, yollamadım.
Bir şey söylemedim. İçimden bütün kızgınlığımla ilendim. Sana da böyle yapan bulunsun.
İlk kez kardeşim bir şey alacaktı. Ona da sen engel oldun. Yazıklar olsun. Keşke bu yazıyı okusan. Yine beni anlamazsın çünkü apayrı karakterlerdeyiz. Beni ne kadar üzdüğünü anlayamazsın.
18. 12. 2015 7 Nazik Gülünay