6
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
1583
Okunma

Nazife Teyzeden Mektup.
Süslü Saksı Evleri III.
Emel’im...
Elâ gözlü ceylânım benim. Biliyorum ben bu mektubu yazarken, sen mışıl mışıl uyuyorsundur. Aslına bakacak olursan, bende uyurdum ya. Tam kapatacak oldum ki gözlerimi, gözlerin geldi gözlerimin önüne uykumu böldü.
Yalan yok, önce biraz ağlar gibi oldum. Sonrasını ne sen sor, ne de ben söyleyeyim...
Hani sen gözlerimde bir şeyler arardın da bulamazdın ya hep, ben de o telaşla evin içinde kağıt kalem aradım.
Gülme gülme biliyorum neler düşündüğünü, nasılda anladı Nazife Teyze diyorsundur onun gözlerinde bir şeyler aradığımı. Tabi sen nereden anlayacaktın ki asıl esrarın beni arayan gözlerin olduğunu... Sahi; delilik değil mi benimkisi gecenin bu saatinde kalk da mektup yaz.
Ama ama amaların sonu gelmez diye düşünüverdim aniden.
Ne tuhaf değil mi? Hayat bu, nerede ne zaman başladığı belli olmadığı gibi, ne zaman biteceği de belli olmuyor.
Günlerdir senden gelen bu küçücük kağıt parçasını nasıl da beklediğimi bir bilsen var ya. Bilemezsin ki, ancak görmen lazım. Bu küçük kağıt parçasına kokun sinmiş mi diye nasıl da öpüp kokladığımı. Şu küçücük adada senin yaşlarında, hatta senin elbisenin aynısından giyene bile rastladım ama içlerinde bir sen yoktun.
Sana rastlayamadım.
Hiç birinde senin tek gamzeli gülüşünden eser bile yoktu. Sen başkasın Emel. O çay bardağını tutuşun, tutup da benim gözlerime bakışın vardı ya hani... Tuhaf değil mi, parayla her şeye kavuşuyorsun da, kavuşamadığı şeylerin farkında değil insanlar. Ne sağlıklarının, ne de sevdiklerinin kıymetini yanındayken bilmiyorlar. Tıpkı çiçeksiz bir pencereye benzetirim yalnızlığı...
Mesela sen...
Sen, bu saate nasıl da tatlı tatlı uyuyorsundur. Gamzeli yanağının üstünde belki de. Biliyor musun, Benim çok sevdiğim birisinde de tek gamze vardı. Serçe parmağımla oynadığım zaman, diğer elimin serçe parmağı hep boş kalırdı.
"Neden tek gamze." Dediğim zaman.
"Kendimde tek sevmediğim yer." Der, suratını büzüştürürdü.
"Kas eksikliğinden olurmuş gamze, çok istiyorsan senin olsun. Bütün gün serçe parmağınla oynar durursun." Der gülüşürdük. Dediği de oldu günün birinde ceylan gözlü bir kız verdi Allah bana, kucağıma verdikleri zaman ilk dikkatimi çeken yanağındaki tek gamzesi oldu...
Hemşireler bile güzelliğine hayran kaldılar. Hiç unutamam, içlerinden biri dayanamadı bu kadar bebek gördüm ama bu bebek kadar güzelini görmedim dedi. Kucağımdan alıp telaşla babasına gösterip ondan üç, beş kuruş bahşiş kopartmak için dışarı çıkmaya çalıştı.
"Dur dedim. Boşuna uğraşma, bahşiş istiyorsan ben veririm. Babasının işleri vardı gitti.
Sonra o tek gamzeli yanağı serçe parmağımla sevdim. İncitmeden...
O hiç incinmedi ama ben hep incindim. Ona olan sevgimi sadece saksıdaki çiçeklerimle, kara kedim bildi. Bir de üşümüş gökyüzü. Hep git dediler bana, git buralardan... Herşeyi bırak git.
Ve öyle de yaptım. Her şeyi bıraktım geldim buralara.
Şimdi gökyüzü ile iki arkadaşız burada. Her gece gülümsüyor bana. İki haberci yıldız yolluyor penceremin önüne. Biri senden, diğeri...
Mutluyum merak etme.
Çiçek unuttu demişsin benim için. Ben çiçek unutacak biri miyim sence. Ona ve kara kedime iyi bak.
Bir de koli vardı değil mi?
O çok önemli değil. Bisküvileri alıyorum, diğerlerini sana geri yolluyorum. Artık kullanır mısın, birilerine mi verirsin orasını bilmem. Keyfin bilir.
Seni Çok Seviyorum.
Şimdi rahat rahat uyuyabilirim.
Nazife
Davi
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.