7
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1511
Okunma

Bu yazıyı yazsam mı yoksa yazmasa mıyım diye ikircikli açtım sayfamı. Çünkü çocuklarımı
üzmeyi istemem. Yine de gözlerim buğulanarak yazmaya karar verdim. Belki ilerde onların
çocukları da büyüyüp aynı şeylerle karşılaşınca anlarlar beni.
Onları ailemle çatışarak, onları sürekli koruma altına alarak büyütüp yetiştirdim. Onları
elimden geldiğince iyi terbiye verip okuttum ve günü gelince kendi istedikleriyle evlediler.
Oğlum evleneceği kızı bana göstermek istediğinde sevindim.O sıra erkek kardeşimdeydim.
Dayıngile getir orada görüşelim dedim. Gelinimi ilk gördüğümde şok oldum. Benim oğlumun
evlenmesini hayal ettiğim biri gibi değildi. Tamamen hayallerimin dışında zayıf, büyük ağzı
olan gerekli gereksiz gülen bir kızdı. Oğluma,"oğlum bu kızla evlenme" dedim. Eğer evlenir
isen kıza da yazık olur. Kız güzel değil. Gözün sürekli dışarda olur. İyice düşün öyle
karar ver dedim. Oğlum o gün dayısıgilde yataktan hiç çıkmadı. Kızı çok istediği belliydi.
Oğlumun yanına gittim "Oğlum çok istiyorsun madem, evlen" dedim. O zaman yataktan
kalkıp yanımıza geldi ve onunla evlendi.
İnsanlar neden çok gülerler bunu düşünürüm. Gülmek her zaman gerçekten güldüğümüzü
ve mutlu olduğumuzu anlatmaz. Genç kızken ben de çok gülerdim. Kahkahalarım çınlatırdı
bulunduğum yeri. Hiçte mutlu değildim. Hüzün, üzüntü bırakmazdı yakamı. Hayatımdaki
belirsizlikler beni çok üzer, yıpratırdı.
Benim her zaman söylediğim bir söz vardır: Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur. Gelinim güzel değildi ama makyajla bu açığını kapatıyordu. Güleryüzlüydü. Huylarımız birbirine
aşağı yukarı benziyordu. Ona yeri geldikçe onu sevdiğimi söylüyordum. Ta ki bir gün onlardaydım ve oğlum işi gereği yabancı bir ülkedeydi. Gelinimle yürüyüşe çıkacaktık. O
ve ben mutfaktaydık. İçerisi çok bunaltıcı bir sıcaklıktaydı. Bir an önce kendimi dışarıya
atmak istiyordum. " Hâdi bir an önce çıkalım Dilber" dedim. Demez olaydım, Gelin hanım
tepeme dikildi. Ben ondan kısa boyluyum ama bu resmen bir diklenişti: " Sen benimle böyle
yüksek sesle konuşamazsın" dedi. Konuştuğuma konuşacağıma pişman oldum. Yüksek ses
tonuyla konuşmamıştım. Benim sesim ailemizdeki herkes gibi gür çıkardı ama gerçekten
yüksek tonda konuşmamıştım. "Yüksek sesle konuşmadım." " konuştun. Sustum. Tartışmak
istemiyordum. Yükses ses neymiş sana gösterirdim dedim içimden. Bu İstanbıul gibi yerde
olmasaydım keşke. Hem oğlum da yok ben gidiyorum desem. Kös kös dış kapının önüne
çıkıp onun gelmesini bekledim. Yürüyüş yapacağımız yere kadar yüzüm asık, hiç konuşmak
istemedim. Her zaman nasıl yürüyorsak ama bu kez o sanki hiç yokmuş gibi davranarak
yürüyüşümü tamamladım.
Dinlenmek için bir kanepeye oturdum. Yanıma bir kadın geldi oturdu.Doğulu olduğunu konuşmalarından öğrendim. Kadınla öyle güzel anlaştık ki sonunda evlerinin hemen şurda olduğunu söyledi.Dilber’le de çok iyi anlaşılar.Kadına gelinimin hep iyi yönlerinden sözettim Zaten o güne kadar bir sorunumuz olmamıştı. Kadın bizleri çok sevdiğini söyleyerek bizi
evine bile davet etti. Kadın sayesinde birbirimizle konuşmaya başladık. Çünkü kadın ona çok güzel anlaştığımızı ve gelinimi sevdiğimi söylediğimden bahsetti. Gelin kaynana ne
güzel anlaşıyorsunuz demişti..
İki hafta önceydi.Oğlum gece telefon etti.Anne biz Dilber’in annesigilde Ankara’dayız yarın
sabah sende oluruz. Şaşırmıştım. Her zaman böyle yaparsın, habersizce gelirsin. Sizi
bekliyorum dedim. Onlardan çok iki minik torunumu özlemiştim.
Ben de İstanbul’a önce kızıma sonra da oğluma gidip, çocukları görüp hasret gidermeyi düşünüyordum. Onların gelmesine çok sevindim. İstanbul plânım suya yatmıştı ama olsun,
onları görmek yeterdi bana.
Geldiklerinde oğluma söz arasında ben de İstanbul’a gitmeyi düşünüyordum dedim, hiç
sesini çıkarmadı. Anneme gittiğimizde annem:
" Nazik, sen de gidiyor musun?" diye sordu.Çünkü anneme belki onlarla giderim demiştim.
Gelinim ve oğlum yine suskun. Duymazdan geldiler.. Dilllerinin ucuyla olsun:
" Anne gelmek istiyorsan, gidelim." diyemediler.Deseler zaten gitmekten vazgeçmiştim.Hiç
değilse gönlümü almış olurlardı. Onların da bir oğluşu büyüyor.
Oğlumun adını Başar koymuştum. Canım Başar’ım, kara kuzum diye severdim. Yine de çok
seviyorum. O beni çağırırdı. Eşi yüzünden olduğunu biliyorum.
Kızım telefonda: Anne ne zaman geliyorsun diye sordu. Gitmekten vazgeçtiğimi söyledim.
Başar’gil buraya gelip, iki gün kaldılar. Siz gelirsiniz tatilde. Haziran’da kardeşinin de tatili
varmış. Gelecekler. Ben gelmem artık. Siz gelin dedim.
Bu anneler gününde çok hüzünlüyüm..
Kimse kuru kuru annesini arayıp kutlamasın anneler gününü. Kalp kırılınca kolay tamir
olmuyor..
11.5.2013 / Nazik Gülünay
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.