14
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2269
Okunma

uyansak bir gün beraber,
silsek gözümüzün çapağını iki damla suyla
yıkamaktan usanarak yüzümüzü...
geceden kalma yorgunluğumuzdan
bütün mevsimlere inat
bir sonbahar gecesi geçirsek ardından ikimiz...
sen,
ampul kapansın istersin
ben,
mumları yakmak isterim...
sonra,
şarap kıpkızıl, ılık...
önce demleniriz,
çocukça şeylerden bahsederiz
ve nedenini bilmediğimiz bir heyeccan sarar ikimizi de...
yılların yaşanmışlığını bildiğimiz halde heyecanlanırız...
yorulur sonra dillerimiz,
anlamlı anlamlı susarız...
sen yatakta uzanırken ben
gizlice, masumca çocuk gibi
sokulurum yanına...
sabah hem pişman,
hem mutlu, hem mutsuz,
hem de aşık olarak uyanırız...
bu hep böyle sürsün isteriz ama,
artık,
inanmamaya başladığımız
kader ayırır...
kader,
bütün sıradanlığı ve açıklığıyla ayırır...
artık uzaktan uzağa hissederiz sıcaklığımızı birbirimizin...
zaten hep böyle olur,
uzaktayken bile hissedebilmemiz titrek sesimizi,
heyeccanımızı...
sonra,
uzaktan çağırırız konuğum ol deriz...
gel,
konuğum ol...