5
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
2204
Okunma

Değerli ağabeyim Salih Turhan Aktaş’a ithafen
-I-
çok okurdu
ta çocuk yaştan
adam olacağı
belliydi baştan
annem yufka pişirirken,
ağabeyimin bir elinde kitap
bir elinde döndürgeç
göz ucuyla
satır satır süzerdi,
aklı, fikri, becerisi
ileriydi çoğu insandan
ayaklı bir kütüphane
canlı ansiklopedi
mazbut bir aile reisi
adam gibi adamdı...
-II-
diş hekimiydi
gece gündüz
ağrısı sızısı tutar herkesin
başkasına gitmezler
ona gelirlerdi kesin
kiminin dişini söker
kimine takardı
fakir fukaraya
ücretsiz bakardı...
-III-
tiryakisiydi sigaranın
elleriyle kırdığı tütününün
haddi hesabı yoktu
içkiye sigaraya verdiği paranın
’parasını el aldı
dumanını yel aldı’
dağ gibi yığılırdı
evinin önünde üstüste
boşalan rakı şişeleri...
-IV-
her gün akşama doğru
arada günaşırı
dostlarıyla oturur
taşra meyhanesinde
masa başında
ya da bir
çilingir sofrası kurulur
muhabbeti kaynatır
sohbeti severdi
beyaz peynir
erik, helva ile
bir yetmişlik biterdi
içme desem kızar
içip öylece sızardı...
-V-
bilmem ki neydi derdi
çok da fazla görüşmezdik
ne zaman ’alo!’ dese bana
sarhoştu sesi
fakat aklı başında
sanki ta Bergama’dan
Antalya’ya gelirdi
rakı kokan nefesi,
sözcükler eğilir bükülür
dilinden öyle dökülürdü...
çok tufanlar, fırtınalar
ne badireler
sarhoş kafayla düşüp yola
alkollü araba kullanmaktan
iki kez kaza yaptı
kırılan boynundan
çok ciddi bir operasyon atlattı
daha kendini toparlayamadan
beyin tümöründen ameliyat
çalışırken gündüzlü geceli
sanki elleriyle davet etti eceli,
erken bitti gül gibi hayat;
üstelik doktordu
ne oldu, nasıl bu hale geldi
kendisi de bilmiyordu
sorunca da
’kazadan sonra böyle oldu,
düzelirim, iyileşeceğim’
umudunu koruyordu
oysa doktorlar bile
’bırakın artık, lüks yaşasın
ister rakı içsin ister sigara
sayılı günleri kaldı şurada!’ diyordu,
bunları duydukça
içim içimi yiyordu
’bırak şu sigarayı
içme artık şu zıkkımı!’ desem de
canı hâlâ sigara çekiyordu...
karabulutlar geçti serinden
altmış iki yaşında
öldü akciğer kanserinden;
torunun yüzünü
göremeden gitti,
bir oğlu bir kızı var
mezarında bile belki
ciğerinde sızı var...
-VI-
bitmedi ona hasretimiz,
canımızdan can
karındaşız
kemiğimiz etimiz,
yüreğimizde aynı heyecan
birlikte doğup
büyüdüğümüz kente
nadiren gelip gitti
belki düğün belki bayram
kırk yılda bir görüştük
desem yeridir,
birkaç kez yanına gittim
onu da gittim saymam,
’doğduğu yeri değil
doyduğu yeri’ seçip
terk-i diyâr etti
yeni dostları kendine yâr etti...
-VII-
çözemedik neydi derdi,
bir sınıf arkadaşı
hakkında şöyle derdi:
’fakültenin en güzel kızına
deliler gibi gönül verdi
ama nasip değilmiş
sonunda gitti
kader onu
şimdiki eşiyle everdi’
işte o günden beri
o bir Bergama’lı
başı iki elinin arasında
renkli bir hayatı olmadı
siyah beyaz
düşüyle başı damalı
dertleriyle satranç oynar,
bilmem hangi taşı oynamalı?!
-VIII-
rahmetli annemin sözünü
unutmam hiç
’gülmedik başlara
güller taksan güler mi?!’
bir de rahmetli dedemin
çalıp söylediği
Bergama Türküsü’nü;
çınlar durur
hâlâ uğultusu kulaklarımda
’Bergama, kazan kazan ver bana’
ağabeyim de
kazanıp kazanıp verdi ama
ne camiye ne kiliseye
yaranamadı hiç kimseye!..
-IX-
işte böyle dünya hali
bir ağaca baktım
bir de dala
kimler öle kime kala;
sen sen ol da bala
ne oldum deme asla
ne olacağım de
sırtını sağlam insana
arkanı dağlara yasla!
-X-
duydun mu balam
o benim ağabeyimdi
senin de baban
nur içinde yatsın,
onu derde düşüren dünya,
erken yutup iyileri
karnını şişiren dünya
cehennemin ta dibine batsın!..
Şaban AKTAŞ
13.02.2015
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.