0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2347
Okunma

asker öğretmen olarak tamamıyla gerçek olanlar
İYİ Kİ ÖĞRETMENİM
Yıl bin dokuz yüz doksan iki
Ankara
Kalecik
Eskiköy
Köyde eski bir ilkokul
Eskiköy ilkokulu
Bir sınıf bir müdür odası hepsi bu
Bir de
Lojman namına yapılmış beton çatılı kimsenin durmadığı
Bitişiğindeki iki göz odalı bir yer
İçimi donduracak kadar soğuk bir yer
Asker öğretmenim
Her sabah Kalecik’ten
Ankara’ya memur taşıyan otobüsle gelir
Köy yol ayırımında inerim
Önce sopamı gizlediğim çalılıktan alırım
Sonra köye giden yokuşta ağır ağır ilerlerim.
Bir elimde ucuz bir bond çanta
Diğerinde uzunca bir sopa köyün köpeklerine karşı tedbir niyetine
Arada bir türkü tuttururum yaylalar yaylalar
Takım komutanı çok söyletmişti
Asker öğretmenim ya geçiciyim sözde şafak saymaktayım
Kafamı sallar gülerim kendi kendime
Bu yollar da bu yıllar da bitecek bir gün diye
Hüzünlerim ömrüm yollarda tükeniyor diye
Tarifsiz bir çaresizlik ince bir sızı gibi yayılır
Eski köyün toprak yolundan bütün bedenime
Hep tedirginim çıkarken köye
Köylünün biri kış vakti kurtların yola indiğini söylemişti
Karda yürüdüm
Yağmurda yürüdüm
Yüksek gerilim hattından geçerken
Elimdeki şemsiyenin titrediğini korkuyla gördüm
Bir köpeğin saldırısına uğradım
Elimdeki sopanın anlamsızlığını kavradım.
Köylüler olmasaydı bir şey yapamazdım.
Yolda öldürülmüş serçeler gördüm.
Başları kopartılıp atılmış.
Onları kutsal bir tören duygusu içinde toprağa gömdüm.
Beşi bir yerde gibiydi öğrencilerim
Okulun hem hizmetlisi hem müdürü hem öğretmeniydim.
Tekmili birden yani
Gerçi sayısı azdı öğrencilerimin
Ama aynı anda beş ayrı sınıf aynı mekanda
Ne içimde yankısını buluyordu ne de dışımda
Günler adeta öğretmencilik oynayan
Heyecanlı çocuk fotoğraflarını sabitler gibiydi
Söylenecek çok şey vardı belki
Ama her filmin final sahnesi gibi benim de bir final sahnem var ki
Hala titrerim
Hala ürperirim
Aslı ve Mehmet adlı iki kardeşin
Hayatlarını en mutlu yaşanması gerektiği çağda
Dünyaları yıkıldı başlarına
Öyle acı bir haber duydular ki benden
Kalbim çıkmak istedi bu bedenden
Ablanın hıçkırıklarıyla yanaklarından dökülen kristal göz yaşları
Yere düşmeden daha
Milyarlarca zerreciğe bölünüp müdür odasının duvarlarına yapışmıştı
Öyle güçsüz
Öyle kırık
Öyle çaresizdim ki
Kara bir haberi vermek kalbe saplanan kör bir bıçak acısı veriyor nedense
Bir Perşembe sabahıydı
Yine toprak yoldan köye çıkmıştım
Yine sobayı yakmış , zil çalınmış
Yine 24 öğrencilik mevcutla and içmiştik.
Yine çocuklar dünyanın en saf ve en neşeli kahkahalarını atmıştı
Her Perşembe Kalecikte pazar kurulurdu
Traktöre binen analar babalar dedeler nineler
Çocuklarından onlarca sipariş alarak pazara giderdi.
Mehmet ve Aslı kardeşlerde babalarını pazara yollamıştı
Mehmet yedi Aslı onbir yaşındaydı
Mehmet heyecanla masama gelip
“Örtmenim örtmenim babam bugün bana araba alacak.”
Pazara gitti babam bana bu gün araba alacak
Resim dersinde
Babasından istediği arabasının resmini bile yaptı
“Örtmenin işte böyle bir araba
Örtmenim senin araban var mı”
“Yok Mehmet benim arabam yok”
“Benim arabama binersin seni Ankara’ya götürürüm”
Derken gözlerinden fırlayan özgür bir güvercin adeta gökyüzüne kanat çırpıyordu.
Heyecanlı bir esinti dolaşmaya başladı sınıfta .
Mehmetin resmindeki arabadayız ya beni götürüyor Ankara’ya
Efektler yapıyor resmine gırr gırr diye
Çalıştırıyor motoru
O esnada sınıfın kapısı çalınıyor
Birden herkes susuyor
Mehmet’in gözbebeklerinden uçan kuş bir dala tünüyor
Araba olduğu yerde kayboluyor
Resim adeta masamın üzerine akıyor
Kimseden çıt çıkmıyor
Köylünün biri kapıyı açıp eliyle bana gel diyor
Hayırdır deyip köylünün yanına yöneliyorum
Minik gözler beni takip ediyor
Rasim Amca diyenler oluyor
Köylü kapıda duruyor
Dala tünemiş kuş bedenini duvardan duvara vuruyor
Bir terslik var
Köylü kulağıma eğiliyor
“Hoca , Aslı ile Mehmed’i eve gönderirmisin “diyor
Ve ekliyor
“Babaları köye dönerken traktör kazasında vefat etti.”
Her şey aniden donuyor
“Tamam” diyorum “Siz gidin.” Derken için paramparça olduğunu bile hissetmiyorum
Anlamsızca dolaba yöneliyor tunç zili alıyorum
Çocukların anlamsızca beni takip ediyor
Zihinlerde koca bir boşluk oluşuyor
Zili çalmaya başlıyorum
Şaşkınlıkla bana bakan çocuklara “bahçeye çıkın “diyorum
Herkes ayakta kapıya yöneliyor
Aslı ile göz göze geliyorum
“Aslı , kardeşinle müdür odasına gelin “ demek istiyorum
Aslı , kardeşini de al
Müdür odasında gel diyeceğim diyeceğim ama
“Aslı “ dilimden sadece o da yarım yamalak
Aslı büyük kız tuhaf bir şaşkınlık geçiriyor
Kafası karışık , gözleri kuşkulu
Tedirginlik içinde bana bakıyor.
Mehmet yanında elinden
Müdür odasında nasıl gittiğimi bile hatıramıyorum.
Aslı tahta sıraya oturuyor
Mehmet yanına ilişiyor
Titreyen sesimle söze başlıyorum.
“Herkesin içinde bir can kuşu vardır bilir misin Aslı?
Kimi neşe içinde şarkı söyler
Kimi kanat çırpar dans eder
Bizimle birlikte yaşayıp gider.
Bir gün gelir can kuşu sahibini terk eder
Bir daha geri dönmemek üzere
Sahibini cennette bekler.
Aslı yutkunuyor göz bebekleri büyüyor
Anlatmaya da anlamaya da takatim yetmiyor
Oysa bende yaşamıştım baba kaybetmenin insanı nasıl boşluğa sürüklediğini
Ama bu farklıydı kendimi zor tutuyorum
Baban”
Diyorum
Aslı hıçkırarak ağlamaya başlıyor
Mehmet yeni doğmuş kedi yavrusu gibi
Merhametle ablasına sokuluyor
Gözeri büyüyor Aslıya bakıyor sesi çatallaşıyor
“Aba niye ağlıyon?”
Aba ağlama”
Aba ağlıyor Mehmet
Aba ağlıyor
Yüreklerde depremler oluyor
İçime tarifsiz acılar doluyor.
“Aslı kızım eve gitmeniz gerekiyor “diyorum
Aslı duydu mu duymadı mı bilemiyorum
Bir eliyle akan burnunu silerek diğer eliyle de
Mehmet’i elinden tutup çekiştirerek
Hıçkırıklarla ayağa kalkıyor
Müdür odasına külçe gibi ağır gölgelerini bırakarak
Odadan çıkıyorlar.
O anda gelen bir öğrenciye zorlukla
“Arkadaşlarına söyle herkes evine gitsin d”iyorum
Herkes koşarak okuldan çıkıyor
Herkes evine gidiyor.
Aslı ve Mehmet gibi
Herkesin adımı hızlanıyor
İki yetim geride kalıyor
Herkes evine koşarcasına gidiyor
Pazardan dönen babalarının yanına
Siparişlerine kavuşma heyecanıyla
Rutin konuşmalar gözyaşları taziyeler
Ve İçimde taptaze acılı sözler yankılanıp duruyor biteviye
Aba niye ağlıyon?
Ey insan
Öğretmek ile öğrenmek arasında tılsımlı bir ırmak akar Ki adı öğretmendir.
Hayatı künhüne vararak yaşamaktır
Tüm duyguları gönül imbiğinde damıtılarak yudum yudum içmektir
Gülerken ağlanabileceğine de hazırlıklı olmaktır.
Yaşarken ölüme koşmaktır.
Öğretmenlik tekrarı olmayan canlı yayındır.
Bütün filmleri yarıda keserek yayına girmektir.
Öğretmenlik hayatın en gerçek en yalın halidir.
Öğretmenlik cennet ve cehennemin tam ortasında beklemektir.
Öğretmenlik insanlık sertifikasını aldığınızda cennete kanatlanmaktır
Öğretmenlik insan olmaktır.
İşte böyle yıllar sonra hala öğretmenim
Anılar defterine notlar düşmekteyim.
Her şeye rağmen hayatı bu kadar sahici
Ve bu kadar duygusal ve unutulmaz yaşattığı için
İyi ki öğretmenim diyorum.
DAVUT CİVELEK
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.