4
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
1487
Okunma

uykum apar topar terketti
sonbaharın gelişiyle de yazım
yanağımda ki gamzem
ve çok önceleri tanıdığım dostlarım
bu ne gerginlik bu ne karanlık
ömür çala kalem yazılan bir hikaye
elime aldım üşenmeden okuyorum
her gece bir öncekiyle aldattı beni
yalnızlığım da yapışmış kene
her sabah beklediğim otobüs geldi
güneş yine acımadan yakıyor
inadına takmıyorum gözlerimin perdelerini
yorgun ellerim şiş bacaklarım ödemli
bekliyor yine beni alış veriş meraklıları
açlığın verdği terbiyeyle sallandı midem
sıcak bir ekmek kokusu yeterdi
üç beş zeytin tanesi
dalından koparılmış zaman gibi
doyuramadık aç kalmış gözleri...
yolculuk nereye bayan
sorma sür sen git
ben bizi terkeden şehre dönüyorum
çocukluğuma iniyorum
yeter mi beş kuruş ?
afalladığını benden başka herkes hissediyor
sallanan evler, üşüyen ağaçlar, yorulmuş çiçekler,
garip bir şekilde şarkılarını hiç kesmeden
benim için söylüyorlar... susun susun...
duymadım! hıı! ne dedin?
baştan anlatır mısın ?
muhakkak öyledir. Derken,
dinlemediğimi düşünenler
susuyorlar bu sefer gözleri başlıyor.
çok doluyum be fulya...
taşıyorum görmezden gelemezsin tokluğumu
yaşama doydum ama tıka basa yediriyorlar
al bir tabak daha
istemez beyfendi...
e şimdi bir ağacın kavuğunu doldurmayacak aşk
düşssüz düşe kalmış up uzun yatan yalanlar sığınak
çareyi bir sonraki bölümde kurcalamanın
fakirliğiyle dilenecekler
daha önceleri
verdiklerini unutarak utanarak alacaklar
sapsarı madensi kokusu bile kötü olan
insana her şeyi yaptırma zevkinden kendini
mahrum etmeyen dünya kadar yuvarlak
ve bozuk bir sesle
önüne atılan iki kuruşun medeniyetsizliğini....
afedersiniz benim gözlerim varken göremedim...
bu yeterli mi ?
balerinden aç zenginlik...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.