Bu şiir 2000 yılında yazılmış, yazıldığı gibi kalmış, 2006 da falan Antoloji’de asılmış olan on yıllık bir şiirdir. Eleştirilerimle istemeyerek canlarını sıktığım arkadaşlara özellikle Değerli Emekli Edebiyat Öğretmeni Arkadaşım Ömer ÖNER’e eleştirme fırsatı vermek gayesiyle öne çıkarılmış; bilerek, gönül rızasıyla, hakkını alması dileğiyle sunulmuş ve durum, tarafına sözlü ve yazılı olarak bildirilmiştir. Diğer eleştiri yazdığım arkadaşlarımla beraber, ya bizzat ya da vekil tayin edilerek kesilip yüzülmesi, parçalanması için sunak niyetiyle sunulmuştur.
Yukarıdaki açıklamadan sonra gelelim kurbana…
Şiire, Süleyman Efendi’nin nasırına kadar her şeyin girdiği dönemden daha ileri bir zamanın insanlarıyız. Öyle şeyler girdi ve girmekte ki sıralamaya gücüm yetmez! Ben de bu zamana kadar kullanılmayan nesnelerden bahsederek onlara iştirak ettim.
Değerli eleştirmen arkadaşımı yürekten kutluyor, tetkikine hayran kaldığımı bildirmek ve teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten işinin erbabı! Çok iyi bir eleştirmen! Nerede ne varsa, bulup çıkardığı gibi bana da ŞİMŞİR demem gerekirken, SIRMA yazdığımı fark edemediğim BÜYÜK HATAMI gösterdiği için ayrıca binlerce teşekkür ediyorum.
Her zaman diyorum ya… Kimse kendi gözünü göremez. Her yeri, her şeyi görür, GÖZÜNÜ GÖREMEZ. Neden, biliyor musunuz?
Çok yakın ve çok uzak, görüş mesafesi dışındadır. Görebilmek için belli bir uzaklıktan bakmak gerekir. Bu şiirde olduğundan haberdar olduğum ve asla aksini iddia etmeyeceğim aksaklıkların tümünü bulup çıkaran arkadaşım, benim hiç fark edemediğim, yanlış kullandığım SIRMA sözcüğünü de bana gösterdi. Kim bilir kaç kere okudum, fark etmedim. Göremedim.
Sonuç olarak: Eleştiri, çok önemli bir nimettir. Kızmayalım, bozulmayalım, emek sarf edenlerin de değerini bilelim.
Şiir işlevini yaptı. Şimdi üslubumu açıklama sırası geldi:
Benim en acıklı şiirlerimde dahi esprili taraflar vardır. Hemen hemen her şiirimin içinde ince bir hiciv vardır. Çoğu zaman içinde bulunduğum durumu alaya alır, hayatla dalga geçer, kendimi hicvederim. Bu şiirimde de bariz bir şekilde ince bir alay, kendisiyle, olup bitenlerle, yani kaderin akışıyla dalga geçercesine ifadeler vardır. Bunlar, daha çok dördüncü dizelerde yer almaktadır. Eleştirmenimizin akıl erdiremediği, bir tür türlü anlam veremediği, altını çizdiği dizelerin maksadı HİCİVdir. Onun için bu şiir, onun da belirttiği gibi ağlamaklı bir sesle değil, bıyık altından gülerek okunur. Kara mizah mı desek… İşte, öyle bir şey!
Değerli Eleştirmen Arkadaşım,
Tekrar tekrar teşekkür ediyor, sizi tanıdığım için sevinçli olduğumu bildirmek istiyorum.
Nice nice şiirlere…
Mutluluklara…
Onur BİLGE
Paylaş:
1 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri şiirdeki estetiği tekniği sevdiren eleştiriyi zevkli bir ders konumuna taşıyan kalemlere teşekkür ediyorum. Gelişiniz belli oldu Onur hanım hoşgeldiniz. Yorum yok. Tebrik ediyorum. Saygılarımla
Şiiri yazanıda bu şiir hakkında eleştiri ve yorum yazan dostlarıda yürekten kutluyorum işte şiir bu şekilde yorumlanmalı eleştirilecek yanı varsa eleştirilmeli ben her iki cephede yazan dostları bir kez daha kutluyorum burada şunuda belirtmek gerekirse herkesin bildiği gibi hece yazmak çok zordur ben bu arkadaşımı kutluyorum bağları kurmasında biraz daha dikkatli davranırsa çok daha güzel bir eser ortaya çıkacağı kanısındayım sevgiler ve saygılar Gazi Midayet Kara
Bu şiiri okumadan önce sadece ayak kafiyeleri gösterilse bunun duygulu bir sevgi ve hüzün dolu sitem şiiri olduğu anlaşılabilir miydi acaba?
Özellikle bu dört ayağın kesinlikle şiirin içeriği ile hiçbir bağlantısı olmayıp sadece ayak kafiyeleri bağlamında birbirleri ile bağlantılı olduğu hissedilebilir.
Ürünü toplayıp ellere verdin. ( “ Ziraat ” bahsi ) Yüksek gerilimli tellere verdin ( “ elektrik – tesisat “ bahsi ) “Sırma tarakları kellere verdin. ( ironi) üstelik “ sırma saç “ değil “ sırma tarak “
Akıllı yok muydu, del’lere verdin? ( ….. )
Bu kadar kafiye kaygısının öne çıktığı, şiirin içeriği ile özellikle ayaklar arasında dokusal ve ahenksel bir uyum tezadı yaşandığı bir halk şiiri örneği sanıyorum son zamanlarda hiç okumadım. Evet, ozanlarımız belki kafiye anlayışlarında çok titiz değiller ama anlamı bu derece kurban asla etmemişlerdir bana göre.. Ayak kafiyesi seçimindeki bu yanlış tasarım zaten çalışmanın sahibini o kadar sıkıştırmış ki; “ del’lere “ yi kullanmak zorunda bırakmıştır.
Akıllı yok muydu, del’lere verdin? !....
Bu sıkıştırmanın bir başka görüntüsü de “ bel “ kullanımında göze çarpıyor. “ Bel ” in anlamları içinde en son akla gelen burada amaçlanmış ve kötü bir “ Çamlıbel ” fotokopisi ile vaziyet kurtarılmaya çalışılarak finalinde servis edilmiştir.
Bu ilk önemli olumsuzluktan sonra şiire daha yakın gözlükle baktığımızda ise bazı şekilsel ve anlamsal zorlamalar;. sadece hece tamamlamak için kullanılan “ o ” ( Bütün haklarımı o haksızlara ) ve hem hece tamamlamak hem de bozulan anlama gizem katmak için kullanılan “ say ” ( Gözyaşı döktürdün; say, günler ile ) bir başka zaafiyet olarak göze çarpıyor.
Anlamı kafiye kurban etmek, mesajı çok net verememek, okuyucuyu aynı yerde tekrar tekrar düşündürüp yine de anlaşılmaz cümlelerle savaştırmak elbette bir çalışma için iyi olmayan düşünceler doğuruyor.
“ Nasıl sonuçladın sorgularımı? “ sorguyu sonuçlamak / sorguyu sonuçlandırmak .. “’Zehir oldu hayat, gitsin! ’ demiştim “ hayatın gitmesi / hayatın bitmesi ( bir üst kafiye “bitsin” olunca mecbur kalındı ve başka bir kafiye bulunmadı.. “’Atın denizlere, yitsin! ’ demiştim “.. at / atın.. Muhatap eğer tekil ise, ki öyle ( … verdin! ) o zaman neden “ atın “ kullanılmış da “ at “ kullanılmamış? Mısra tekniği anlamında bir başka zaafiyet daha. Ayrıca final kıtasındaki “ bitsin/gitsin/yitsin” gibi sıradan kafiyelerle
“ Gelinlik giydirdin, düğünler ile “ mısrası da kafa karıştıran bir başka mısra. Hangi düğünler? Kaç tane düğün? Aslında o kıt’a bütünüyle kafa karıştırıyor ya..
İsterseniz bir anekdot ile devam edelim; Köyün birinde, bir genç, Hoca’ya gelerek: “Hocam, ben bir masal biliyorum ama, bazı eksiklerim var. Anlatayım da düzeltiverin.” Demiş. Hoca da, “Anlat bakalım,” Deyince genç başlamış anlatmaya:
“Hocam, eskiden Musa adında bir evliya varmış. Kızını deniz kıyısına götürüp asmak istiyormuş. O sırada denizden bir deve çıkmış. Evliya da, kızını asmaktan vazgeçip, deveyi asmış…” Hoca, önce bir “Hasbinallah” çekmiş ve; “Evladım, ben bunun neresini düzelteyim ki!” demiş. “Bir kere, bu anlattığın “masal” değil, “kıssa” “Evliya” değil, “peygamber” “Musa” değil, “İbrahim” “Kızı” değil “Oğlu” “Deniz kıyısı” değil, “Dağ başı” “Deve” değil, “Koç” “Asmamış” , “Kesmiş” …….
Kıta kıta incelediğimizde ise;
Bir gün bulut bulut bindin dağıma Ovamı düzümü sellere verdin. Azap olup indin umut bağıma Ürünü toplayıp ellere verdin.
“Azap olup inmek” ve “ürünü toplamak” son derece ham ifadeler. Burada “ürün” kelimesi öyle genel ve kapalı bir kelime ki; bu üzüm de olabilir, armut da olabilir. O yüzden bu kelime yerini sevmemiş ve dörtlüğü daha da tekdüzeliğe sürüklemiştir.
İkinci dörtlükte; “sorgunun sonuçlanması” şiire hiç yakışmamış. Çünkü bu bir hukuk terimidir. İkinci mısrada; “tutkularımı nereye hapsettin?” sorusu, ilk mısradaki tekdüzeliği ısrarla devam ettiriyor. Bu yönüyle bakıldığında, bu dörtlükte biçim mânayı ezip geçmiştir. Özellikle de, “yüksek gerilimli tel” ve duygunun bu tele verilmesi hayallerimi altüst etti. Hâla şoktayım!
Zıtlıklarla oluşturulmaya çalışılan ahenk çabasını anlayabiliyorum. Ancak “sırma” kelimesi “tarak” için değil, “saç” için kullanılır. Tarak için tavsiyem “şimşir” ağacıdır ve en kaliteli taraklar bu ağaçtan yapılır. Toroslarda çoktur mesela bu ağaç. Eskiden öküz boynuzundan da taraklar vardı. Çok sağlam ve estetik olurdu. Bu taraklar saçları nasıl dalga dalga yapardı.
“Neler düşlemiştim, senle beraber Nerde hayallerim, aşktan ne haber? Arada bıraktın, hazdan bihaber Tüm ümitlerimi yellere verdin. “
“Düşlemek” fiili, münferit bir eylemdir. “beraber” yani müşterek düş olmaz. Muhatabınızla ilgili hayaller kurarsınız. Hayali bir yuva, mutlu bir beraberlik… O’nun içinde olduğu hayallerdir bunlar. İkinci mısradaki hayaller, zaten düşlemek kelimesiyle anlamdaş. Biçim olarak bu dörtlükte dikkatimi çeken bir aksaklık var. “haber” ve “bihaber” anlamca aynı kökten gelen kelimeler. “bihaber”, “haberi yok” anlamında olduğu için, aynı kökten kelimelerle uyak yapılmasa iyi olurdu.
“Gelinlik giydirdin, düğünler ile Sofralar kurdurdun, öğünler ile Gözyaşı döktürdün; say, günler ile Akıllı yok muydu, del’lere verdin? “
Birinci mısrayı anladık diyelim. İkinci mısradaki “öğünler ile sofra kurmak” nasıl bir kavramdır anlamadım. Üçüncü mısrada ise üst üste yığılmış kelimeler akıcılığı baltalamıştır. Gözyaşı döktürdüğünü belirtip, günleri tek tek sayarak size ifade vermesini mi istiyorsunuz? Çok karmaşık değil mi? Hele de; “deli” kelimesini, hece sayısını tutturma kaygısıyla “dell” olarak yazmanız beni şaşırttı. Burada sadece yazımda değil, anlamda da sıkıntılar var. Burada “akıllılar dururken delilere verilen şey” nedir? “Gözyaşı” mı? “Gözyaşı döktürülen günlerin çetelesi” mi? Ya da “öğün, düğün” vs. mi?
Bu dörtlükte, Noktalama hataları dikkat çekiyor. Tırnak açılmış ama kesme işareti ile kapatılmış. İkinci ve üçüncü mısralarda ise tırnak yerine tamamen kesme işareti var. Bu dörtlükteki çelişkilere gelince;
“Bitsin, gitsin ve yitsin” denilen şey beden ise, zaten muhatabı da “çamlı bellere” vererek bunu gerçekleştirmiş. Cansız insan bedeni için “ceset” kelimesinin kullanılması uygun bir ifade değil. Bunun yerine “cenaze” kelimesi daha isabetli olurdu.
Velhâsıl; kendi tarzında da olsa savruk ve dağınık bir şiir görüntüsünde. Bu şiir üzerinde çalışılsa da pek düzelecek bir yapıda değil. Çünkü tasarım doğru değil.
Kanaatimce şiir aceleye gelmiş ve üzerinde yeterince çalışılmamıştır. Şiirde, aradığım derinliği ve beklediğim olgunluğu bulamadığımı üzülerek belirtmeliyim. Saygılarımla.
Halil Gülşen tarafından 12/3/2010 7:15:40 PM zamanında düzenlenmiştir.
Halil Bey bende hayran kaldım yorumunuza. Yorumunuzdan önce okuduğum şiir kulağa hoş gelen güzel bir şiir gibi geldi bana beğendim de. Ama yorumunuzu okuduğumda şiir hakkındaki kanaatim tamamen değişti. Anladım ki kafiye ve hece sayısı tutturularak yazılan her şiir şiir olmuyor. Emeğinizi ve zamanınızı vererek yazdığınız bu yorumdan çok şey öğrendim. Teşekkürler .Sağolun. Rica etsem müsait olduğunuz bir zamanda da benim bir şiirimi tahlil edermisiniz?. SAYGILARIMLA.
Tek kelime muhteşem yorumunuzu çok beğendim , yorumunuz uzun olmasına ragmen içeri o kadar güzel bir dille ifade edilmiş ve o kadar güzel kıssa larla örneklendirilmişki yorulmadan okudum vallaha..ve çok ta şey öğrendim..
Tasarımı yanlış deyince ben bir İnşaat şirketinde idarci bir olarak bir kez daha takdir ettim, tasarım bozuksa kum çimentoda boşa gidiyor..yık yap yık yap ..bina yine adam olmuyor..en sonunda yeniden tasarlanıyor bütün bina geçmiş sil baştan edilip..
Bu yorum bir kere insanı yormuyor..şiirin sahibi de olumlu pozitif bir insan oda beğenip etkili yorum yapıyor..
bizede de takdir etmek kutlamak düşüyor herüç dostuda , hem yorumlayan,hem yazan ,hemde yorulmadan okuyanı.. tebrik ve takdir ediyrum sağolun
Bu şiir 2000 yılında yazılmış, yazıldığı gibi kalmış, 2006 da falan Antoloji’de asılmış olan on yıllık bir şiirdir. Eleştirilerimle istemeyerek canlarını sıktığım arkadaşlara özellikle Değerli Emekli Edebiyat Öğretmeni Arkadaşım Ömer ÖNER’e eleştirme fırsatı vermek gayesiyle öne çıkarılmış; bilerek, gönül rızasıyla, hakkını alması dileğiyle sunulmuş ve durum, tarafına sözlü ve yazılı olarak bildirilmiştir. Diğer eleştiri yazdığım arkadaşlarımla beraber, ya bizzat ya da vekil tayin edilerek kesilip yüzülmesi, parçalanması için sunak niyetiyle sunulmuştur.
Yukarıdaki açıklamadan sonra gelelim kurbana…
Şiire, Süleyman Efendi’nin nasırına kadar her şeyin girdiği dönemden daha ileri bir zamanın insanlarıyız. Öyle şeyler girdi ve girmekte ki sıralamaya gücüm yetmez! Ben de bu zamana kadar kullanılmayan nesnelerden bahsederek onlara iştirak ettim.
Değerli eleştirmen arkadaşımı yürekten kutluyor, tetkikine hayran kaldığımı bildirmek ve teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten işinin erbabı! Çok iyi bir eleştirmen! Nerede ne varsa, bulup çıkardığı gibi bana da ŞİMŞİR demem gerekirken, SIRMA yazdığımı fark edemediğim BÜYÜK HATAMI gösterdiği için ayrıca binlerce teşekkür ediyorum.
Her zaman diyorum ya… Kimse kendi gözünü göremez. Her yeri, her şeyi görür, GÖZÜNÜ GÖREMEZ. Neden, biliyor musunuz?
Çok yakın ve çok uzak, görüş mesafesi dışındadır. Görebilmek için belli bir uzaklıktan bakmak gerekir. Bu şiirde olduğundan haberdar olduğum ve asla aksini iddia etmeyeceğim aksaklıkların tümünü bulup çıkaran arkadaşım, benim hiç fark edemediğim, yanlış kullandığım SIRMA sözcüğünü de bana gösterdi. Kim bilir kaç kere okudum, fark etmedim. Göremedim.
Sonuç olarak: Eleştiri, çok önemli bir nimettir. Kızmayalım, bozulmayalım, emek sarf edenlerin de değerini bilelim.
Şiir işlevini yaptı. Şimdi üslubumu açıklaması geldi:
Benim en acıklı şiirlerimde dahi esprili taraflar vardır. Hemen hemen her şiirimin içinde ince bir hiciv vardır. Çoğu zaman içinde bulunduğum durumu alaya alır, hayatla dalga geçer, kendimi hicvederim. Bu şiirimde de bariz bir şekilde ince bir alay, kendisiyle, olup bitenlerle, yani kaderin akışıyla dalga geçercesine ifadeler vardır. Bunlar, daha çok dördüncü dizelerde yer almaktadır. Eleştirmenimizin akıl erdiremediği, bir tür türlü anlam veremediği, altını çizdiği dizelerin maksadı HİCİVdir. Onun için bu şiir, onun da belirttiği ağlamaklı bir sesle değil, bıyık altından gülerek okunur. Kara mizah mı desek… İşte, öyle bir şey!
Değerli Eleştirmen Arkadaşım,
Tekrar tekrar teşekkür ediyor, sizi tanıdığım için sevinçli olduğumu bildirmek istiyorum.
Halil Bey bende hayran kaldım yorumunuza. Yorumunuzdan önce okuduğum şiir kulağa hoş gelen güzel bir şiir gibi geldi bana beğendim de. Ama yorumunuzu okuduğumda şiir hakkındaki kanaatim tamamen değişti. Anladım ki kafiye ve hece sayısı tutturularak yazılan her şiir şiir olmuyor. Emeğinizi ve zamanınızı vererek yazdığınız bu yorumdan çok şey öğrendim. Teşekkürler .Sağolun. Rica etsem müsait olduğunuz bir zamanda da benim bir şiirimi tahlil edermisiniz?. SAYGILARIMLA.
Tek kelime muhteşem yorumunuzu çok beğendim , yorumunuz uzun olmasına ragmen içeri o kadar güzel bir dille ifade edilmiş ve o kadar güzel kıssa larla örneklendirilmişki yorulmadan okudum vallaha..ve çok ta şey öğrendim..
Tasarımı yanlış deyince ben bir İnşaat şirketinde idarci bir olarak bir kez daha takdir ettim, tasarım bozuksa kum çimentoda boşa gidiyor..yık yap yık yap ..bina yine adam olmuyor..en sonunda yeniden tasarlanıyor bütün bina geçmiş sil baştan edilip..
Bu yorum bir kere insanı yormuyor..şiirin sahibi de olumlu pozitif bir insan oda beğenip etkili yorum yapıyor..
bizede de takdir etmek kutlamak düşüyor herüç dostuda , hem yorumlayan,hem yazan ,hemde yorulmadan okuyanı.. tebrik ve takdir ediyrum sağolun
Bu şiir 2000 yılında yazılmış, yazıldığı gibi kalmış, 2006 da falan Antoloji’de asılmış olan on yıllık bir şiirdir. Eleştirilerimle istemeyerek canlarını sıktığım arkadaşlara özellikle Değerli Emekli Edebiyat Öğretmeni Arkadaşım Ömer ÖNER’e eleştirme fırsatı vermek gayesiyle öne çıkarılmış; bilerek, gönül rızasıyla, hakkını alması dileğiyle sunulmuş ve durum, tarafına sözlü ve yazılı olarak bildirilmiştir. Diğer eleştiri yazdığım arkadaşlarımla beraber, ya bizzat ya da vekil tayin edilerek kesilip yüzülmesi, parçalanması için sunak niyetiyle sunulmuştur.
Yukarıdaki açıklamadan sonra gelelim kurbana…
Şiire, Süleyman Efendi’nin nasırına kadar her şeyin girdiği dönemden daha ileri bir zamanın insanlarıyız. Öyle şeyler girdi ve girmekte ki sıralamaya gücüm yetmez! Ben de bu zamana kadar kullanılmayan nesnelerden bahsederek onlara iştirak ettim.
Değerli eleştirmen arkadaşımı yürekten kutluyor, tetkikine hayran kaldığımı bildirmek ve teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten işinin erbabı! Çok iyi bir eleştirmen! Nerede ne varsa, bulup çıkardığı gibi bana da ŞİMŞİR demem gerekirken, SIRMA yazdığımı fark edemediğim BÜYÜK HATAMI gösterdiği için ayrıca binlerce teşekkür ediyorum.
Her zaman diyorum ya… Kimse kendi gözünü göremez. Her yeri, her şeyi görür, GÖZÜNÜ GÖREMEZ. Neden, biliyor musunuz?
Çok yakın ve çok uzak, görüş mesafesi dışındadır. Görebilmek için belli bir uzaklıktan bakmak gerekir. Bu şiirde olduğundan haberdar olduğum ve asla aksini iddia etmeyeceğim aksaklıkların tümünü bulup çıkaran arkadaşım, benim hiç fark edemediğim, yanlış kullandığım SIRMA sözcüğünü de bana gösterdi. Kim bilir kaç kere okudum, fark etmedim. Göremedim.
Sonuç olarak: Eleştiri, çok önemli bir nimettir. Kızmayalım, bozulmayalım, emek sarf edenlerin de değerini bilelim.
Şiir işlevini yaptı. Şimdi üslubumu açıklaması geldi:
Benim en acıklı şiirlerimde dahi esprili taraflar vardır. Hemen hemen her şiirimin içinde ince bir hiciv vardır. Çoğu zaman içinde bulunduğum durumu alaya alır, hayatla dalga geçer, kendimi hicvederim. Bu şiirimde de bariz bir şekilde ince bir alay, kendisiyle, olup bitenlerle, yani kaderin akışıyla dalga geçercesine ifadeler vardır. Bunlar, daha çok dördüncü dizelerde yer almaktadır. Eleştirmenimizin akıl erdiremediği, bir tür türlü anlam veremediği, altını çizdiği dizelerin maksadı HİCİVdir. Onun için bu şiir, onun da belirttiği ağlamaklı bir sesle değil, bıyık altından gülerek okunur. Kara mizah mı desek… İşte, öyle bir şey!
Değerli Eleştirmen Arkadaşım,
Tekrar tekrar teşekkür ediyor, sizi tanıdığım için sevinçli olduğumu bildirmek istiyorum.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.