0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
898
Okunma
ay altında kar üstünde
kuyruğun tilkisi ne yapsın
çoban yıldızının fareden belki aydan da büyük olduğunu
gündüz yıldızlar yok olmuyormuş
önce sol kulağım duydu hepsinden önce ben duydum
oktay’ın silahının sesinin en çok kuzeyden gelen yankısını
ebe benim
ey dokuz batın torunlarım!
ben dedenizim
dünyadan sesleniyor
yörüngelerinize oturun ve beni dinleyin:
siz her şeye inanın
yaşamak için yendiğine,zamana ve mekana,maddenin üç haline inanın
ruh halim bana dair
orda bir uzak var içimde ;
insanlar adalet üzere vuruşuyorlar
atlar lades tutuşmuş
bahis torbalarından üç buğdayın ikisini ben alıyorum
soluğunu tutmuş karıncaların aslında birer tahrikçi olduğunu bilmeliydim
yuvalarını ben bozmuştum sarı olmayanların
sarıları sırat kurtarıyordu
saman altında iskan muhacir karıncalar yere bakıyorlardı
şelaleden su içmekti düşleri
suların bayıldığı orada
kısmeti açılmamış kızların kaygısıyla
kurtlar bulutlara bakıyorlardı
ben ebem kuşağının kaç rengine bakıyordum
kız olmaktan korkuyordum
perilerden korkmuyordum
lambalar kısılınca çıplak çocukları ağlıyordu perilerin
ocakta güğüm sızlıyordu
yavrusunu yiyen kediler uykumu çalıyordu
baykuşlar cinleri kovalarken
ben ortasından ısırdığım camları sayıyordum
dilimin bağında cam tozlarından topaç yuvarlıyordum
şimdi bana saçlarınızı uzatın ve söyleyin
yıllar;
neden beyazdır?
yaşamak;
güneşe doğru dik ve çoğalgan
ölüm;
neden düşey toprağa?