3
Yorum
0
Beğeni
4,5
Puan
996
Okunma

Kızılay’dan Batıkent’e bıraktım,
Namus denen mahrem çizgilerimde gizli düşümü,
o düşler ki cilalanmış mobilyalar gibi temiz, canlıydı
Ve Hırsızlığı,
Ve yalanı,
Ve gece yalnızlıklarını.Saldım yüreğine
Vardılar mı oraya bilmem.
Basamaklar engeldi,
Suyun yukarı akışına.
Silahlarımı dikip bela köprülerine
Ve de susuz nehir yerlerine,
Ankara’nın yollarını o gün vurdum,
Yavuz Selim’in dom dom tüfeğiyle.
Umutsuzluklarımda yamacında topladığım
Ekmek arası bali kokulu peynirim,
Koca çınar gövdesinde
Buz tutan benzinli çayım
Ve inancımın şehri Ankara
Hali perişan
Arkamdan bakakaldı.
Gözünde iki damla yaş…
Gözümde iki damla yaş
Ankara’nın sokaklarını,
Puslu makyajlı vitrinlerini,
Sürtük, mosmor ellerini dirseklerimle ezdim.
Ve tüm sevgi aralıklarını,
Battal gazi’den kalma, katran karası kılıcımla hançerledim.
Gözleri yarıldı.
Cebeci den tuzlu çayır’a yürüdüm.
Kanlı çamur ayaklarımı,
Sürüye sürüye yürüdüm
Öfke kaldırımları sakinleştirmek için beni ne diller döktüler. nazlı, tatlı
Canlarının yangısına aldırmaksızın beni sevdiler, dur dediler, kurban verdiler
Asfalt sonu sen demektin. Durmadım
Damarlarım zift kokuyordu
Ben sana geliyordum
Orda sen vardın, sen olmalıydın.
Karanlığın diğer ucunda
Yolların kaldırım kolları iki yana açıldı.
Ben sana koşacaktım.
Senin…
Tenin bariyer, yüzün uçurum.
Uzaktı gözlerin gözlerime
Sensizliğin töretanımaz arsızlığıyla
O gün Ankara’yı ben vurdum..İnadına
Nuran TALYAK
5.0
50% (1)
4.0
50% (1)