0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
19
Okunma
Anadolu insanının dilinde, yüreğindeki en derin yarayı, sönmeyen ateşi ve tarifi imkansız bir acıyı özetleyen iki kelimedir: "İçim yanar."
Kimi zaman gurbette kalan bir canın hasretiyle, kimi zaman erken koparılan bir çiçeğin hüznüyle, kimi zaman da kaderin önüne koyduğu o ağır imtihanlarla sessizce dökülür bu söz dudaklardan. Dışarıdan bakan insan seni güler zanneder, halinden memnun sanır; ama içeride kelimelerin kifayetsiz kaldığı, dağların bile eriyeceği bir kor yanar durur.
İşte o gizli yangını, yürekteki sızıyı ve içten içe kavrulan ruhun feryadını anlatan uzun bir şiir:
Gözlerim ufka dalar, duman tütmez bacadan,
Sanki bir hançer saplanır en derinine canıma.
Kimi zaman bir hatıra düşer eski odadan,
İçim yanar, kimse bilmez bu haykırsam figanım.
Dışarıda hayat akar, ne bilsin halden anlamayan?
Herkes kendi derdinde, herkes kendi yolunda.
Oysa içimde bir ateş var, gece gündüz harlanan,
Sönmez gurbet ellerinde, ne de bu bol solukta.
Ne bir su serpen bulunur, ne de bir nefes derman,
Kendi külümle baş başa kalmışım şu dünyada.
Bir vefasız yârin eli, ya da kapanmayan o yaram,
İçim yanar, fakat adı düşer dilime her duada.
Kolay mıdır sandınız bu yükü omuzda taşımak?
Gülüşüm maske olmuş, kimse görmez içindeki geceyi.
Ateş düştüğü yeri yakar, yoktur buna yaraşmak,
İçim yanar, sesimi duyan var mı hey koca dünya?
Ey felek! Daha ne kadar sınayacaksın sabrımı?
Bu sönmeyen ocak niye sönmez, niye tükenmez.
Bir gün biter elbet bu dünya, silerim gözyaşımı,
İçim yanar ama bilsinler, isyan edemem gayri.
Recep Hayal
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.