bir uçuk sakla dudaklarında benim hasretle öpüşüm gibi Nefesinde kalsın asırlık Sevda tıpkı benim sana yanışım gibi karanfil kokusudur şimdi göğüs kafesin al bu acılı başımı yasla Şifa niyetiyle sar beni deva olsun bana nefesin
dilimde tekrar senli yemin Hiç bir senli hasret önceki kadar Şiddetsiz değil kavrulan dilim, uyuşuk elim Sıkışan kalbim
deniz kokusu boynunda durup şimdi kız kulesi gölgesinde sarılıp sana koklamak vardı dökülsün saçların kalemime bir yaz gecesi aşk mürekkebi gibi yazsın içimin sana adanmış şiirlerini her tutku sabahı elime yapışır kalem beni sarhoş eden sesin düşer telefon ahizelerine benim incecik sesim titrer kırılır kaybolurum yüreğinin tiz telinde
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yeva’nın Dermanım şiiri RUSAMER’e ulaşınca Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri eczaneyi tedbiren mühürletti. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Reçeteci Rıza, “deva olsun bana nefesin” dizesini görünce sevgilinin nefesini şişeleyip üç öğün tok karnına dağıtmaya kalktı. Ardından dosyaya karanfil kokulu göğüs kafesi, uyuşuk el, sıkışan kalp, deniz kokulu boyun ve Kız Kulesi gölgesinde sarılma talebi de girince Sağlık Kurulu olağanüstü toplandı. Teşhis kısa sürdü: Hasta ağır hasret; ilaç tek kişilik, muadili yok.
Âşık Ali Demir Köşesi
İlk bölüm Âşık Ali Demir Köşesine ulaşınca Uçuk Uzmanı Ulvi, “bir uçuk sakla dudaklarında” dizesini görünce dermatoloji servisini alarma geçirdi. Sonra meselenin tıbbî değil, sevgilinin dudağında bırakılmış bir aşk nişanı olduğu anlaşıldı. Şiir daha baştan aşkı bedene yerleştiriyor: dudak, nefes, göğüs kafesi, baş ve sarılma. “Karanfil kokusudur şimdi göğüs kafesin” alışılmadık ve duyusal bir görüntü. Ardından gelen “Şifa niyetiyle sar beni / deva olsun bana nefesin” ise başlıktaki “Dermanım”ı doğrudan açıklıyor. Sevgili burada yalnız sevilen değil, şifanın kendisi.
Ozan Duranoğlu – Mahmut Eynallı Köşesi
Bu köşeye varıldığında İklim Memuru İdris, “dudaklarımda terleyen iklimler yağmalandı” dizesi üzerine meteoroloji raporu istedi. Dudakta iklim bulunamayacağını söyleyen görevliye RUSAMER’de bulunduğu hatırlatılınca itiraz geri çekildi. Dize yoğun ama dikkat çekici; aşkın bedensel hararetini geniş bir coğrafyaya dönüştürüyor. “Omuzlarında hâlâ o küskün bahar” da sevgili bedenini mevsimleştiriyor. Bölümün en sade ve bu yüzden en dokunaklı yeri ise “Ellerin sevgili ellerin / gözlerimden süzülen nehirleri silsin.” Gözyaşı–nehir benzetmesi tanıdık olsa da “sevgili ellerin” tekrarındaki içtenlik dizeyi taşıyor.
Kul Köşger – İsmail Köşger Köşesi
Üçüncü bölüm Kul Köşger Köşesine ulaşınca Nöbetçi Kardiyolog Kuddusi, “kavrulan dil, uyuşuk el, sıkışan kalp” belirtilerini okuyup ambulans çağırdı. Ambulans gelmeden bunların hasret bulguları olduğu anlaşılınca araç geri gönderildi; fakat Kuddusi tedbiren şiirin tansiyonunu ölçmeye devam etti. Burada aşk artık yalnız duygu değil, doğrudan bedensel bir sıkışmaya dönüşüyor. “Dilimde tekrar senli yemin” güzel bir söyleyiş. Buna karşılık “Hiç bir senli hasret önceki kadar / Şiddetsiz değil” kuruluş bakımından şiirin en kapalı yerlerinden biri. Duygu anlaşılıyor: her yeni hasret öncekinden daha şiddetli. Fakat söyleyiş, duygunun önüne geçiyor.
Hacı Zülkadiroğlu Köşesi
Son bölümde Hacı Zülkadiroğlu Köşesine gelindiğinde RUSAMER İstanbul Şubesi apar topar açıldı. Deniz Kokusu Tespit Memuru Davut, Kız Kulesi çevresinde sevgilinin boynundan geldiği bildirilen kokuyu ararken vapuru kaçırdı. Şiir burada birden mekân kazanıyor: “deniz kokusu boynunda / durup şimdi kız kulesi gölgesinde / sarılıp sana koklamak vardı.” Önceki bölümlerde daha soyut dolaşan hasret, Kız Kulesi ile somut bir buluşma hayaline dönüşüyor.
Ardından şiirin bence en güzel imgelerinden biri geliyor:
“dökülsün saçların kalemime bir yaz gecesi aşk mürekkebi gibi”
Saçın mürekkebe dönüşmesiyle sevgili artık şiirin yalnız konusu değil, şiiri yazdıran madde oluyor. Devamındaki “her tutku sabahı elime yapışır kalem” de bunu tamamlıyor. Telefon ahizesine düşen ses ise şiiri modern bir aşk sahnesine taşıyor. Finalde “benim incecik sesim titrer kırılır / kaybolurum yüreğinin tiz telinde” denilerek ses, kalp ve müzik aynı noktada birleşiyor.
Burada küçük bir dil ayrıntısı da var: “hâla” → “hâlâ”, “omuzlarinda” → “omuzlarında”, “gozlerimden” → “gözlerimden”, “Hiç bir” → “Hiçbir” biçiminde yazılmalı. Şiirin harareti yüksek olabilir ama RUSAMER Yazım İşleri Müdürlüğü’nün ateşi düşüktür; şapka ve noktaları yine de saymaktadır.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Dermanım, hasreti bedene, sevgiliyi şifaya dönüştüren duyusal ve tutkulu bir aşk şiiri. En güçlü tarafı karanfil kokusu, nefes, saç–mürekkep ve ses–tel imgeleri. Yer yer imge yoğunluğu ve kapalı söyleyiş görülse de şiirin aşk ateşi baştan sona düşmüyor.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri reçeteyi imzaladı: Hastaya şiir, karanfil ve deniz havası verilmesinin yeterli olmayacağı; “Dermanım” diye kayıtlı şahsın bizzat müracaat etmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Bazı yaraların ilacı eczanede değil, özlenen insanın nefesindedir.
Hasret kalemi ele geçirince mürekkep bile sevdiğinin kokusuyla yazar.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Değerli dosttan harika, hoş bir eser gelmiş sayfaya Bizde okuduk ve kutladık yürekten, yalansız ve riyasız Gönlün abat olsun, huzurla dolsun, tüm şiirlerin hep güzel olsun Allah'a emanet olasın, sağlıcakla kalasın
Şair, Yeva bu şiir bende hasretin bedene yayılan yakıcı ama şifasını yine sevdiğinde arayan hâlini bıraktı. “Şifa niyetiyle sar beni / deva olsun bana nefesin” dizeleri, aşkın hem yara hem de merhem oluşunu içtenlikle anlatıyor. Kız Kulesi’nin gölgesinde saçların kaleme dökülmesi ve aşkın mürekkebe dönüşmesi, özlemle şiiri güzel bir yerde buluşturmuş. Şairi kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Kaleminize, o hasret dolu naif yüreğinize sağlık... "Dermenım" şiiriniz baştan sona adeta bir aşk, şifa ve sığınma manifestosu gibi derin bir ruhla işlenmiş. Sevgiliyi bir deva, bir derman olarak görüp "Şifa niyetiyle sar beni" diyerek ona sığınmanız şiire muazzam dertli ve samimi bir atmosfer katmış. "Dökülsün saçların kalemime, bir yaz gecesi aşk mürekkebi gibi yazsın içimin sana adanmış şiirlerini" dizelerinizdeki edebi zarafet ise tek kelimeyle büyüleyici. Şiirin finalindeki telefon ahizesine düşen o incecik sesin titreyişi ve yüreğin tiz telinde kayboluş imgesi, okura o derin sevdayı ve özlemi iliklerine kadar hissettiriyor. Duyguların bu kadar zarif, tutkulu ve imgelerle örülü anlatımı çok etkileyiciydi. İlhamınız bol, sevdanız daim, kaleminiz her daim çağlayan olsun.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.