0
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
26
Okunma
Bir harf düştü geceleyin gönlümün eşiğine,
Ne kalem söyledi onu, ne de mürekkep bildi.
Ben sordum: “Kimsin ey sessiz gelen?”
Dedi ki: “Beni okumadan önce,
Kendindeki suskunluğu oku.”
Bir Elif yükseldi karanlığın içinden,
İnce, yalnız ve dosdoğru...
“Ben Bir’im,” dedi,
“Beni arıyorsan çokluğun gürültüsünde değil,
Gönlünün en tenha yerinde ara.”
Sonra bir Cîm açıldı önümde,
İçinde bir nokta saklıydı;
Sanki koca âlem
Bir noktanın etrafında dönüyor,
Sanki bütün yollar
O küçücük sırra varıyordu.
Dedim ki: “Bu nokta nedir?”
Cevap vermedi Cîm.
Gülümsedi yalnızca...
Ben o gülümsemede anladım:
Bazı sırlar dile gelmez,
Kalpte doğar, kalpte büyür.
Derken Vâv çıktı karşıma;
Eğilmişti, fakat kırılmamıştı.
“Beni neden eğri yarattılar?” diye sordum.
Dedi ki: “Ben eğilmenin sırrını taşırım;
Toprağa değmeyen baş,
Semaya da yükselemez.”
O vakit gönlüm titredi.
Çünkü yıllarca doğruluk sandığım şeyin
Kibir olduğunu gördüm.
Aşk gelince başımı eğdim;
Başımı eğince gönlüm yükseldi.
Meğer secde, yalnız yere değil,
Hakikate doğruymuş.
Bir Mîm geçti sonra içimden,
Ağzımı kapattı, sözümü azalttı.
“Çok konuşma,” dedi,
“Sevdiğini anlatmaya çalışırken
Sevginin kendisini kaybetme.”
Ben sustum.
Sustukça içimde bir ney sesi yükseldi.
Ney, kamışlığını hatırlayan bir ayrılık gibi
İnledi gecenin koynunda.
“Benden çıkan ses,” dedi,
“Bana ait değildir;
Beni üfleyen nefesindir.”
İşte o vakit anladım ayrılığı:
Ayrılık bazen iki beden arasındaki mesafe değil,
Gönlün kendi kaynağından uzak düşmesidir.
İnsan sevdiğini ararken
Aslında kendisini kaybettiği yere döner;
Ve kendisini bulduğu yerde
Sevgilisinin izine rastlar.
Bir Nûn çizildi göğün yüzüne,
Altında sonsuz bir sır uyandı.
Dedim: “Ey harf, bana hikmeti söyle.”
Dedi: “Her şey yazıldı sanırsın;
Oysa bazı kaderler
Sevgiyle okunmayı bekler.”
Sonra bütün harfler sustu.
Elif, Cîm, Vâv, Mîm, Nûn...
Hepsi birden gönlümde toplandı.
Ben onları okumaya çalışırken
Onların beni okuduğunu fark ettim.
Çünkü harf, yalnız yazılan değildir;
Bazen insanın kendi sırrıdır.
Ey gönül,
Bir harfin ardında bir kapı vardır.
Bir kapının ardında bir yol,
Bir yolun ardında bir kayboluş...
Kaybolmaktan korkma;
Aşkın en uzun yolu
İnsanın kendisinden çıkıp
Hakikate varmasıdır.
Şimdi bana sorarsan
“Harflərin sırrı nedir?” diye,
Derim ki:
Harf, söze dönüşmeden önceki duadır.
Söz, aşka dönüşmeden önceki işarettir.
Aşk ise insanın
Kendi adını unutup
Sevgilisinin nefesiyle yeniden doğmasıdır.
Ve bil ki,
Bir gün bütün harfler silinecek,
Kitaplar susacak,
Mürekkep kuruyacak,
Diller söylemekten vazgeçecek...
O gün geriye yalnız bir şey kalacak:
Gönlünde kime yer verdiğin.
Çünkü aşkın kitabında
Son sayfa yoktur.
Her “son” dediğin yerde
Yeni bir Elif doğar.
Her susuşunda bir ney uyanır.
Her gözyaşında bir harf çözülür.
Ve insan, kendinden eksildikçe
Hakikate bir kelime daha yaklaşır.
Ben artık harfleri okumuyorum;
Harflerin beni okumasına izin veriyorum.
Elif’te Bir’i,
Cîm’de cem’i,
Vâv’da teslimiyeti,
Nûn’da kaderi,
Mîm’de sükûtu arıyorum.
Ve ey aşk...
Eğer bir gün gönlümün kapısını yeniden çalarsan,
Bu kez adını sormayacağım.
Çünkü bilirim:
Sen bazen bir harf olarak gelirsin,
Bazen bir susuş,
Bazen bir gözyaşı,
Bazen de hiç beklemediğim bir insanın
Kalbime bıraktığı iz olarak...
Ben yalnızca kapıyı açacağım.
Çünkü öğrendim ki
Bazı harfler okunmaz;
Yaşanır.
Bazı sırlar anlatılmaz;
Hissedilir.
Ve bazı aşklar
Bir cümleye sığmaz;
Bir ömre yazılır.
HABİB YILDIRIM (BÂİN-İ ADLÎ)
(9 Eylül 2026)
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.