0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
54
Okunma
Kaç maphusaneyi kapattım yüreğimin kapilarında.
Kilidine astığım isyan çığlıklarında boğuldu nefesim.
Penceresiz odaların kapkaç bakışlarından firar ettim bulutlara, sihirli süpürge üzerinde uçarken tattım özgürlüğü.
Kumrular anladı beni, asma dalları arasındaki yuvasınından uçurduğu yavrularıyla avutuyor acılarımı.
Gözlerinden gözlerime akan şerareyi kanat yelinde soğutarak güzel bir dünya sunmak istiyor gibi İrem bağlarından.
Bilmiyor ki, başkasının mutluluğuna yanar her can.
Alıcı kuşlardan süzülen ölümü gözardı ederek.
Ne kadar hüzünlü bir Eylül sabahı ki bu!
Bulutlar ardına gizlenen güneşin nazından muzdarip doğa.
Yorgun dünyanın hüzün saatleri belki de,
Ağlamak istiyor bulut, bulut biriken sağanaklarda.
İkonik bir resimdeki fırça darbeleri, zamana kafa tutarak kırıyor gün ışığını, değişen dünyaya değişmeme inadında.
Başka bir boyuta geçememenin sancılarında yıpranıyor can artığım.
En küçük hatayı misliyle öderken bu alemde, elemin diyeti birikiyor can selinde
Kırık dökük anılara dönüp; avutmak istiyor kendini ruhum, acıların kol gezdiği hayat kulvarında.
Eti için boğazlanan bir hayvanın acı hayreti kalmış, kan gölünün içinde gözlerinde.
Yok oluşun acısı bulaşmış yok oluş diyetinde.
Yine bir dip dalga göğüs kafesimde, yılgınlığın yılkıları arasındaki kaosta.
Bir cahil kurnazlığı benimki, kendini tiye alıp, kendine acındırma modunda.
Kendime efelenirken gülünç duruma düşmenin ahmaklığında.
Matem gününde absürt bir giyim tarzında gönül, bir yosmanın dikkat çeken bel kıvırmalarında.
Tüm ilençleri sünger gibi çekip; çocuk oyunlarına iştirak edememenin utancında fırıldak olup dönebilseydim keşke yön değiştirip dünyada.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.