0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
29
Okunma
Kaç yüzyılın tozunu taşıyor bu sessizlik?
Hangi nehrin suyunda yıkasak temizlenir bu leke?
Soframızda parçalanmış bir ekmek kokusu,
Kuşatılmış kentlerin bağrında büyür karanlık.
Daha kaç çocuk düşecek kaldırımların soğuğuna,
Daha kaç ana yakacak ceylan gözlü ağıdını?
Söyle ey tarihi suskunluğa boğan coğrafya,
Bu gaflet uykusu hangi kıyametle bitecek?
Dört bir yanda savrulan külümüzdür bizim,
Kardeşin kardeşe bıraktığı kurşun yarası.
Sokaklar kan gölü, sokaklar yangın yeri,
Zalimlerin kahkahası çınlatırken gökyüzünü
Biz kollarımızı kavuşturup neyi bekleriz?
Dualarımız bile yetim kaldı,
Dileklerimiz yabancı topraklara sürgün.
Silkelen artık, üstündeki ölü toprağını at!
Ne Bağdat’ın feryadı yabancıdır sana,
Ne Kudüs’ün gözyaşı, ne Şam’ın kırık dalı.
Aynı göğün altında aynı acıyı çekenler
Birleşmedikçe kırılamaz bu paslı zincir.
Uyan ey parçalanmış gökyüzü,
Uyan ey suskunluğun kalesinde uyuyan ümmet!
Aç gözlerini ki, sabahın ilk ışığı
Direnişin alnından öpsün.
Çünkü zaman sitem zamanı değil,
Ayağa kalkıp yumruğu masaya vurma zamanıdır!
Recep Hayal
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.