0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
16
Okunma
Yankı
Kendini tanımayan bir yolcuydum içimde,
Rüzgârın yönüne göre yamulan bir dal,
Başkalarının gölgelerine sığmaya çalışırken
Kendi gölgemi küçülttüğümü bilmeden.
Uzak bir ses — belki çocukluğum, belki yarınım —
Fısıldadı:
“Kendi kimliğini sahiplenmezsen,
Başkalarının kalıbında erirsin.”
Şüphe gecenin soğuğuydu,
İnanç ise bir ateş gibi:
İkisi de yalnızken ürkütür, yakar, kör eder.
Sonra öğrendim ki
Yıldızlar karanlığa rağmen parlar,
Işığı karanlıkla birlikte taşır.
Gerçek olgunlukmuş meğer;
Hem ürpermekten çekinmemek
Hem ışığa göz kırpmak.
Dönüşümü getiren dışarıdaki fırtına değilmiş,
İçimde kopan sessiz uğultularmış.
Dünya ne kadar vurursa vursun,
Asıl darbeyi kendi içimdeki sesler indirirmiş.
Ve yine aynı sesler
Yıkıldığım yerden beni kaldıran
Gizli ustalarmış.
Bir zamanlar yabancıya benzeme telaşı sardı beni;
Yaklaştıkça uzaklaştım kendime,
Parladıkça söndüm içimde.
Meğer insan,
Başkalarının aynasında kendini aradıkça
Kendi yüzündeki ateşi yitirirmiş.
İçimde iki tohum büyürdü hep:
Biri iyilik, biri kin.
Hangisini suladıysam
Yarın onun hâline büründüm.
Kendi bahçemi
Benim dışında kimse yönetmezmiş;
Bunu geç öğrendim.
Şimdi bilirim:
Kader dediğin, avuçlarındaki
O görünmez çekici tutuşundur.
Kendini döver, kendini yoğurur,
Kendi özünün demirinden bir yol dökersin.
Ve insan, başkasının gölgesinde değil,
Kendi ateşinde piştiği gün özgür olur.
Çünkü insan, en büyük zaferini
Dünyaya karşı değil,
Kendi içindeki karanlığa karşı kazanır.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.