5
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
66
Okunma
Son Kükreyiş
Sonbaharın bir günüydü;
zaman
orman dallarında
yaşlanmıştı.
Kızıl güneş,
günbatımının eşiğinde,
son ateşten tacını
bozkırın kuru otlarının
üzerine bırakıyordu.
Bozkır,
gri dağların kucağında
sessizce uzanmıştı.
Rüzgâr
çalıların arasında
kadim bir ağıt
söylüyordu.
Yaralı aslan,
savaş yıllarını
yüreğinde taşıyor
ve ağır ağır
bir kaya parçasına
yaklaşıyordu.
Taş,
sanki toprak
onun son tahtını
yontmuştu.
Taş soğuktu.
Eski yaraları,
keskin dişler gibi,
etine
saplanıyordu.
Nefesi,
ağır ve yapışkan,
gırtlağından
yükseliyordu.
Eski kan,
yaralarından
taşın üzerine
damlıyordu.
Sırtlanlar
uzaktan geliyorlardı;
adımlarını
kısaltarak
giderek
yaklaşıyorlardı.
Burunları
havayı içlerine çekiyor,
sanki ölümün
tanıdık bir kokusunu
arıyorlardı.
Yaralı aslan
kükredi.
Öyle bir kükreyişti ki,
dağların derinliklerinden
yükseliyordu;
bu bozkırda
ondan önce
yaşamış
aslanların soyundan.
Bozkır
titredi.
Kayalıklar
kükreyişi
geri döndürdü,
vadiler
onu
içlerinde
sarıp sakladı.
Güneş
dağların ardında
sakinleşti.
Aslanın gözleri
yarı açıktı.
Nefesi
giderek
kısalıyordu.
Ama kükreyişi
henüz
dağlarda
yankılanıyordu.
Gece,
bozkırı yutmadan önce,
kükreyişin yankısına
kulak verdi.
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.