1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
76
Okunma
Gece, omzuma is tutmuş bir pusula bıraktı.
Hangi yöne yürüdüysem karanlık,
Adımı benden önce öğrendi.
Ben ise kendini kaybetmiş
Bir yolun son yolcusuydum.
Sonra sen çıktın karşıma,
Ay tenli kadın...
Yüzün,
Göğün en beyaz sırrını saklayan
Suskun bir menkıbeydi.
Bakışların,
Gecenin çatlamış kabuğundan
Işık filizleri büyütüyordu.
Ben,
Külünü sırtında taşıyan
Eski bir rüzgârdım.
Sen,
Sessizliğin avucunda yeşeren
Bir aydınlık çekirdeği...
Sana yaklaşmak,
Ufkun yer değiştirmesine benziyordu.
Her adımımda mesafe
Yeni bir gökyüzü giyiyor;
Hasret, başka bir isim alıyordu.
Adını içimden geçirdiğim her an,
Kalbimde paslanmış kapılar
Kendiliğinden açılıyordu.
Yıllardır karanlığa kiraladığım
Bütün odalar,
Senin suskunluğunun ışığıyla
Yeniden nefes alıyordu.
Ey ay tenli kadın!
Sen güzellik değildin yalnız.
Sen,
Yorulmuş bir ruhun
Yeniden inanmayı öğrendiği ilk sabırdın.
Dokunamadığım için eksilmedin,
Ulaşamadığım için büyüdün.
Çünkü bazı insanlar ellerle değil,
Kaderin en derin sessizliğiyle sevilir.
Şimdi biliyorum;
Gece, karanlık olmak için değil,
Senin tenindeki aydınlığı
Beklemek için varmış.
Ben de yolumu
Bulmak için değil,
Sana doğru kaybolmak için yürümüşüm.
Ve bir gün bütün aylar gökten çekilse,
Bütün yıldızlar isimlerini unutsa bile,
İçimde sönmeyecek tek ışık
Sen olacaksın...
Çünkü sen,
Göğe asılmış bir ay değil,
Kaybolmuş ruhların kalbine
İçeriden doğan sonsuz aydınlıksın.
HABİB YILDIRIM (BÂİN-İ ADLÎ)
(1 Ağustos 2026)
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.