1
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
60
Okunma
Ben sana bakmayı değil,
Bakışımı terk etmeyi öğrendim.
Çünkü göz,
Gördüğünü çoğu zaman
Hakikat sanan eski bir aynadır.
Aynayı kırmadım;
İçindeki beni susturdum.
O vakit anladım ki
En büyük uzaklık,
Yıldızlarla aramızdaki boşluk değil;
Kalbin kendine kurduğu saltanattır.
Ey Şi’râ!
Sen gecenin alnında duran
Parlak bir harf değilsin.
Sen,
"Bakma bana." diyen
İlâhî bir işaretsin.
İnsan ise,
İşaretleri taç yapmaya meraklıdır.
Taşları mabede,
Gölgeleri hakikate,
İsimleri sonsuzluğa benzetir.
Sonra da
Kendi yaptığı yankıya,
Secde eder.
Ben artık yankıyı değil,
Sesi arıyorum...
Sesi değil,
Emri arıyorum.
Emri değil,
Emredenin rızasını arıyorum...
Çünkü her kelime,
Kendisinden büyük bir sessizliğe doğar.
Ve her sessizlik,
Bir "Ol!" emrinin
Henüz duyulmamış ufkudur.
Ey gönlüm!
Yükseklerde gezinme.
Hakikat bazen
Toprağın secde izinde saklanır.
Bir avuç toprak,
Bin saraydan daha fazla
Kulluğu bilir.
Ben, bugün
Kalbimin kapısına
Hiçbir unvan asmadım.
Ne şair,
Ne bilge,
Ne yolcu...
Kapıyı yalnızca
Rahmete açık bıraktım.
Çünkü isimler çoğaldıkça
Kul eksiliyor.
Eksildikçe de
Rahmet görünmez oluyor.
Ey Şi’râ!
Sen yine gökte kal,
Ben seni yeryüzüne indirmeyeceğim.
Çünkü göğe asılanı değil,
Gönüle doğanı arıyorum.
Ve biliyorum ki,
Bir gün
Bütün yıldızlar susacak,
Bütün yönler silinecek.
Bütün işaretler,
Kendi sessizliğine çekilecek.
İşte o zaman
Ne gök kalacak,
Ne ben.
Yalnız ezelden ebede değişmeyen
Mutlak Hakikat kalacak.
Ben de
Adımı değil,
Âmin kuşlarını götüreceğim.
HABİB YILDIRIM (BÂİN-İ ADLÎ)
(7 Temmuz 2026)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.