0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
29
Okunma
Sana uzanan yollar, ey yüzü mahfuz rüya,
Zamanın kırıldığı o dar dehlize çıkar.
Yokluğun bir girdaptır, çeker içini eşya;
Varlığın her nefeste bir varoluşu yıkar.
Aramızda mesafe değil, asırlar durur,
Mekân, ayrılık denen o kör kuyuya sığmaz.
Zihnimin çöllerinde hırçın bir rüzgâr vurur,
Senden gayrı hiçbir yurt, bu gurbeti avutmaz.
Sen, ruhumun ezeli ve ebedi gölgesi,
Bir göçebe kuş gibi kalbime tüneyen can.
Sessizliğin, eşyanın en gürültülü sesi,
Saniye katre katre, içimde donan zaman.
Sokrat’ın aradığı o mutlak hakikat sen,
Platon’un ininde duvara vuran ışık...
Benliği arındıran yegâne şerbet isen,
Bu can, gölge oyunda ebediyen karmaşık.
Gözlerin ki, varlığın hilkatine ilk hece,
Bir milat gibi başlar bastığın her yer, toprak.
Hasretin, gündüzüme kefen biçen bir gece,
Ve vuslat; dallarıma can veren yeşil yaprak.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.