0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
11
Okunma
Bir derdi vardı çatı aralığına saklanmış güvercinin,
ürkekçe yanaştığı bir çocuğun can atışıyla yankılanıyordu onun kalbi.
Suyu içmemeliydi,
çünkü en çok umuda susamıştı.
Nereden bilebilirdi rüzgâr kanatlarını okşarken savrulacağını,
bir çocuğun elinde miydi onun kaderi
bu kadar yozlaşmışken hayat?
Güneş tenini yaktı beyaz meleğin,
kanatları acıyordu.
Besbelli gözleri karaya küsmüştü.
İkinci çocuğun ellerinde yer edindi.
Halbu ki üçü de gökyüzüne ait suretlerdi,
üçü de yaşamayı seviyordu ama
aynı göğe başka başka yalnızlıklarla bakıyorlardı.
Hiçbiri tutunamadı savrulan fırtınaya,
kiminin kanadı, kiminin kalbi kırılmıştı.
Bazı yaralar vardı ki
iyileşmek için değil, iz bırakmak için açılırdı.
Ve bazen çocuklar en çok düşerken öğrenirdi göğe bakmayı...
O gider, beyaz tüyleri kalır ardından;
bir de çatılara sinmiş o sessizlik…
Sanki gökyüzü
bir kuş eksilmiş gibi susardı ardından.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.