1
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
86
Okunma

Tanrım,
beni neden ebedi mutsuzluğun kıyısına bıraktın?
Neden içime hiç dinmeyen
karanlık bir deniz koydun da
en küçük sevinçte bile boğulacak kadar ağır yarattın ruhumu?
Ben doğarken
hangi yıldız geri çekti ışığını gökyüzünden?
Hangi fani alnıma eğilip
“Bu çocuk huzuru yalnızca uzaktan tanıyacak.” dedi?
Oysa melekler söz vermişti.
Geceyi aşınca sabahın geleceğini,
her yaranın içinden bir çiçek çıkacağını,
insanın sevildiği yerde iyileşeceğini söylemişlerdi.
Çocukluğumun en kuytu yerine sakladım o sözleri.
Kırık oyuncaklarımın yanına,
annemin sesinin sıcak kaldığı eski odalara,
göğe baktığım ilk geceye…
Ama yıllar geçti Tanrım,
ve ben her sabah
biraz daha eksilerek uyandım.
Bir insan kaç kez terk edilir
aynı kalbin içinde?
Kaç kere ölür bir isim
başka birinin dudağında?
Kaç gece boyunca insan
kendi göğsünde yankılanan boşluğu
“Kader” diye susturabilir?
Bana sabrı öğrettiler.
Sabrettim.
Sevmeyi öğrettiler.
Sevdim.
İnanmayı öğrettiler.
İnandım.
Ama neyi tuttuysam
avuçlarımda kül oldu.
Ne zaman bir ışığa yaklaşsam
gölgesi benden önce vardı.
Tanrım,
ben kötü biri miydim gerçekten?
Yoksa sen beni
başkalarının mutluluğunu seyretmek için mi yarattın?
Bir pencerenin ardından
hiç giremeyeceği bir eve bakan çocuk gibi…
Melekler söz vermişti…
“Bir gün bütün acıların anlamını bulacak.” demişlerdi.
Ben ise yıllardır
anlamını yitirmiş acıların içinde
kendimi arıyorum.
Eğer gerçekten duyuyorsan beni,
bir gece olsun
şu kalbimin içindeki fırtınayı sustur.
Ya da en azından söyle:
İnsan neden
bir ömür boyunca
eksik sevilsin diye yaratılır?
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.