6
Yorum
28
Beğeni
0,0
Puan
355
Okunma

ve sen,
Surf yada
Ayetler boyunca
silerek
benim sandığın
her şeyi.
özlemler
süzülürken
kipriklerinin
sarnıçlarından,
ihtirasım
ses ve yankı
bırakıyor
bedenime.
terin kaçıyor
genizime
ve biz
deniz oluyorduk.
sen ki benim
serserim
sınır/-sızım
derin yaram
ince sızım.
yurt sayıp,
yüreğini.
pembe istiridyeler
toplarken
ıslak sahilinden,
ısırıp alt dudağını
titriyor
biliyorum bedenin.
demirbaşlarını
eksilterek
ruhumun
senin için
hacimler
açıyordum
yüreğimde
içime sığması
için/içiM
kısa metrajlı
bir film gibi
alt yazısız
sadece izliyordum.
izliyordum çünkü
dokunmak istiyordum
en acımayan yerlerine.
bir masal kentinin
haritası vardı
avuç içlerinde.
Arafım
oluyordun
bir adım
sonran kor.
sana
dokunmaksızın
dudağımdan
tenine doğru
çöllerine
su taşıyorken
uzaktan
kimsesiz kalıyordum
en ücra köşesinde
aklımın.
uykusuz.
sen,
savurup
saçlarını
sırtındaki
uçurumlardan
düşerken.
denizin
soyunup
mavisini
üzerinden,
hareli elaya
dönüştüğü
zeytuni bir gecede,
renklerin karmaşasını
düşünüyordum.
rengiMi aradığım
sessiz bir
ihtilaldi bu.
kürek kemiklerime
sokulan
tedirgin edilmiş
o gök olayı
yıldız tozu ve
kokusu teninin
çıkmaz sokaklarında,
illegal bir bildiriyi
taşıyor gibi
yarı açık omuzlarında
mavi bir bulutun
terkisindeydim.
heybemde dağlarından
ç.aldığım patika
avuç içlerimde
gelişi güzel
sorgular
dil sustuğunda
konuşan uzuvların
anlattığı
lisan bilmeyen
bir masalda
Asa/sı Nil’e aşık
kozasını yırtmaya
çalışan
kelebek gibiyim.
salondan odaya
ve sonra
duvara dokunan
parmak uçlarıN
kadar
yüreğimi acıttı
hislerimdeki şeytan!
soluma/sol yanıma
senden yana dönüp
yatsam bu bir suç
bu bir suç ki
E.kinleri tutuşan
Halkların
üstünde bazen
bazen korunda yerin
altında duyuluyor
sesleri
hücrehücre
can alan
o çığlığın
yer kaplayan
ağırlığı,
kirpikleri ok!
vuruldun sen
oğlum diyor
gözümde
dudağı kalan
ne bilsin
yara taşıyana
merhem olduğunu
içimde gözlerinin.
ruhumun tanık olduğu
bedenler gibi
yaslanıp gölgene
bir öykü kenti
dinledim usulca.
kelimelerinin sesinde
muhteşem bir tını
iki dudak mesafende
hiç olmadığımı
ve ölmeyeceğini
sanarak
genizime
kaçan harfleri
düşlerimde
yakarken
ara sıra
kaçışlarım oldu,
sonra dönüşlerim,
hiç gitmediğim
yerlerden
susarak,
susayarak sana/
sadece sana.
sen,
çocuk parkları
sessizliğinde,
kendi dışından,
içine karışırken
masum.
içinin sığınaklarına
dalıp,
sırtlayıp seni
bir mevsimden
diğerine taşıyordum
içim derin,
içim ıslak
ve sırılsıklam
bir su göçü.
haritasız
kayboluşlarımda
ip uçlarımı
veriyordum
avuç içlerine
beni bul!
çöz diye.
beklediğim
en kalabalık
yolculuktun
sen.
yüreğin,
Mekke kadar
dayanıyordu
yüreğime..
ateş çemberi içim.
ahh be içini yediğim
yelelerine
uzanır gibi kısrakların
toynak toynak ovaların
mavi derinliklerindeyim.
ıslak ve sırılsıklam.
"içindengeçiyorkeniçim".
yalnızlığın geniş
zamanlarında
apansız,
başladığı yere
geri dönerken
zaman, ansız.
sürgün günlerimden
dönüyorum.
çıkmazlarındayım
sokağının.
göğüs kafesinde
hapsolmuş
bir kuş oldu içim
desem sana/
hani
sadece desem.
anlasana
su ve çelik
zerrenin kendisine
dönmesi gibi.
sonbaharlarında
kapı eşiğinde
d.üşüyor
sere serpe,
yaprak yaprak
dağılıyor
ve dağlanıyorum
tüm coğrafyalarına.
oysa ben,
teğet geçip
kürek kemiklerini
şarampollerinden
düşüp,
kaygan patikalarının,
dayanıp duvarlarına
sırtımı yaslamıştım
sana..
sahi,
neden dönemez insan
hiç gitmediği yerlerden
kendisine bile.
bir nefes çekip
teninden
nikotin sabahlarında,
dumanduman
sar istedim
ciğerlerimi.
kuşat..
yapış ve ıslat sonra
ağaçların ve dallarınla.
suların ve aynalarınla.
çünkü ben,
sırlarımı kazıyıp,
sol göğüsünün altına
kader çizgilerinin içine
gömmüştüm kendimi.
ölümlü bir çığlık gibi
su-su-yo-rum
sana/
ama sonra,
yatağında nehir
gözlerimde
Antik bir rüya
canımın ucuyla
çizerken
yaşamsallığıma
seni
aşkı biledim
her ölen yerine
ben istedikçe
sen gittikçe
yinede geçemedim
resimlerde
eksik fırça
darbelerinin
izlerinden
senden
tamamlanmamış
tuvalim benim..
(...)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.