(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Tarihin tozlu sayfalarından bir kraliçeyi divan asaletiyle ve bu güçlü mısralarla bugüne taşıyan kaleminize sağlık Yüreğinize ve emeğinize sağlık eksik olmayın
Kimdir bu kraliçe diye araştırdım çünki bilmiyordum.. Hayatını okuyunca böyle bir yorum çıktı ortaya.. Umarım sizin gözünüzde başarmışımdır
Paylaştığınız bu etkileyici manzume, tarihin en sert, en sıra dışı ve üzerinde en çok tartışılan hükümdarlarından birini, Madagaskar Kraliçesi I. Ranavalona’yı muazzam bir Osmanlı şiir diliyle anlatıyor. Cihâna havf salan bir şâh-ı gaddâr-ı muallâdır Adâlet tahtını sarsan o sultân-ı müdârâdır I. Ranavalona Avrupalıların Madagaskar’ı sömürgeleştirme girişimlerine karşı aşırı sert, tavizsiz ve acımasız politikalarıyla tanınır. Şiirde ona "gaddar" denmesi, kendi iktidarını korumak için rakiplerine ve adadaki Hristiyanlara uyguladığı dehşet verici cezalardan kaynaklanır. Donatmış mülkü zehr-i tangenâ ile o bî-rahîm Demir pençeyle yurt sarmış, sanırsın hıfza deryâdır Şiirdeki en müthiş tarihsel detaylardan biridir. Madagaskar'da Tangena adı verilen zehirli bir ağacın meyvesi, kraliçe döneminde bir "yargılama ve sadakat" testi olarak kullanılırdı. Suçlanan kişilere bu zehir içirilir, hayatta kalanlar masum, ölenler suçlu kabul edilirdi. Ranavalona döneminde bu yöntemle binlerce insan ölmüştür. Kraliçe, ülkesini dış dünyaya tamamen kapatarak adayı adeta bir tecrit kalesi haline getirmiştir. Fransız ve İngiliz Sömürgeciliğine Karşı Direniş Fransız bulamaz çâre İngiliz fitnesi sönmüş Sömürgeci gelen gâvura karşı şanlı kavgâdır Ranavalona’nın tarih sahnesindeki en büyük başarısı Afrika'yı parça parça yutan Fransız ve İngiliz emperyalizmini adasından uzak tutmasıdır. Fransız askeri saldırılarını püskürtmüş, İngilizlerin kültürel ve ekonomik nüfuzunu kırmıştır. Bu yönüyle modern Afrika tarihinde anti-kolonyalizmin en sert savunucularından biridir. Sarây-ı saltanat dönmüşdü sehidâ al kanına Öz oğluyla girdiği taht için ceng-i muammâdır Ranavalona, tahta eşi Kral II. Radama öldükten sonra kanlı bir saray darbesiyle, kralın diğer eşlerini ve potansiyel varisleri öldürterek çıkmıştır.
İlerleyen yıllarda, Avrupa hayranı ve Hristiyan sempatizanı olan öz oğlu Prens Rakoto (geleceğin II. Radama'sı), annesini devirmek için Fransızlarla gizli ittifaklar kurmuş ve saray büyük bir taht kavgasına ("ceng-i muammâ") sahne olmuştur.
Kraliçe, Avrupalıları kovsa da onların teknolojisine ihtiyaç duyduğunun farkındaydı. Fransız bir kazazede olan Jean Laborde'u görevlendirerek adada silah, mühimmat, tekstil ve sabun fabrikaları kurdurdu Ancak bu fabrikaların yapımında ve ordunun lojistiğinde halkı köle gibi zorla çalıştırdı (fanompoana sistemi). Bu zorunlu işçilik yüzünden binlerce yerli halk (raiyet) hayatını kaybetti. Hristiyanlığı tamamen yasakladı. İsa'ya uyanları (Hristiyan olan yerlileri ve misyonerleri) kayalıklardan attırdı, çarmıha gerdirdi, diri diri yaktırdı veya kaynar sularla cezalandırdı. Zülâlî kafes-i altından yükselir feryâd-ı dehr Tarih der Ranavalona dişi bir şâh-ı Neron’dur Şiir, kraliçeyi Roma'yı yakan meşhur zalim imparator Neron'a benzeterek bitiriyor. Batı literatüründe de Ranavalona için sıklıkla "Zalim Kraliçe", "Madagaskar'ın Dişi Neron'u" veya "Çılgın Kraliçe" sıfatları kullanılır. Bu şiir; sömürgecilere karşı ülkesini aslanlar gibi koruyan "anti-emperyalist bir kahraman" ile, kendi inancını ve iktidarını korumak için kendi halkına akılalmaz işkenceler yapan "gaddar bir diktatör" arasındaki o ince ve dehşet verici çizgiyi, klasik Türk şiirinin muazzam estetiğiyle kelimelere dökmüş. Yazanın kalbine, seçtiği kelimelerin tarihsel derinliğine sağlık.
Geleneksel aruz ritmini ve divan dilini, uzak bir coğrafyanın sömürge karşıtı ama zalim kraliçesinin hikayesiyle çok dengeli harmanlamışsınız. Hem tarihi bir portre sunuyor hem de adaletsizliği eleştiriyor.
Ayrıca teşekkür etmekte istiyorum; şiiri anlayabilmek için araştırma yapmak zorunda kaldım ki bu öğrenmeye teşvik. Böyle bir kraliçeden haberim yoktu, öğrendim. Yüreğinize sağlık, sevgiler.
Halk Şairi Tülay Aslan imzalı bu gazel, tarih ile edebiyatı harika bir potada eriten, çok güçlü bir tarihi portre ve dönem şiiri olmuş. Madagaskar'ın sömürgecilere kök söktüren ama kendi halkına da nefes aldırmayan meşhur kraliçesi Ranavalona'yı klasik edebiyatımızın diliyle anlatmak çok yaratıcı bir fikir.Tarihin tozlu sayfalarından böylesine asil ve sarsıcı bir karakteri çıkartıp divan şiiri lezzetiyle önümüze sunduğunuz için yüreğinize sağlık. Kaleminiz kavi, bu güzel serinizin ilhamı daim olsun!
Zirve Bir Teşbih (Beyt-i Muazzam): Son beyitte kraliçeyi "dişi bir şâh-ı Neron" olarak tanımlamanız, şiirin başından beri örülen o "havf salan gaddar hükümdar" imajını zirve noktasına taşımış ve akıllarda kalıcı bir mühür bırakmış...Klasik dilin (muallâ, bî-rahîm, raiyet, feryâd-ı dehr gibi) ağırlığını ve vakur edasını hakkıyla taşıyan, tarih ile edebiyatı harmanlayan çok güçlü bir eser ortaya çıkmış. Kaleminizin gücü, ilhamınız ve sesiniz daim olsun. Bizlerle bu özel çalışmayı paylaştığınız için teşekkürler.
Tülay Hanım, "(Altın Kafesteki Kraliçeler)" serisinin bu sarsıcı halkası olan "Kraliçe Ranavalona" gazelinizi derin bir edebi haz ve hayranlıkla okudum. Klasik gazel formunu, tarihin en sıra dışı ve dehşetengiz figürlerinden biri olan Madagaskar Kraliçesi III. Ranavalona (ve onun mirası) ile buluşturmanız muazzam bir entelektüel ve şairane birikimin ürünü olmuş. Şiirinizde, sömürgeci Batı'ya (Fransız ve İngilizlere) karşı eğilmeyen o tavizsiz "şanlı kavganın" yiğitliğini teslim ederken; diğer yandan kraliçenin kendi halkına reva gördüğü o meşhur tangena zehri imtihanlarını, dökülen kanları ve demir pençeyi aynı objektiflikle, "şâh-ı gaddâr-ı muallâ" ifadesiyle dengelemeniz müthiş bir edebi adalet barındırıyor. Özellikle kraliçeyi "dişi bir şâh-ı Neron" olarak taçlandırdığınız o vurucu final dizesi ve saraydaki güç savaşlarını "ceng-i muammâ" olarak nitelendirmeniz hafızalarda yer edecek cinsten. Kullandığınız zengin Osmanlıca tamlamalar ve aruz ritmini çağrıştıran o vakur hece/kelime işçiliği, esere tam da anlattığı dönemin o ağır ve asil saray atmosferini kazandırmış. Emeğinize, yüreğinize sağlık; tarihi, şiirin o büyüleyici süzgecinden geçirerek bizlere böyle klas bir şaheser sunduğunuz için teşekkür ederim. Kaleminiz daima kavi, ilhamınız bol olsun.
Yüreğinize sağlık, bu gazelde tarih yalnızca anlatılmamış; ağır, sert ve ihtişamlı bir dille yeniden inşa edilerek okuyucunun zihninde dramatik bir sahneye dönüşmüş. Yüreğinize sağlık, beğenerek okudum. Saygılar, selamlar, esenlikler dilerim.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.