0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
58
Okunma
Gece, İstanbul’un paslı omzuna yüklenmişti
Karaköy’de bir martı
kendi çığlığını dinleyerek uçuyordu
ve ben
bir sigara dumanının kırık merdivenlerinden
sana çıkıyordum kadın
çünkü sen
bir akşamüstü değildin yalnızca
sen
bütün yenilgilerimin gizli başkentiydin.
ellerin vardı
yağmurdan sonra raylara sinen demir kokusu gibi
kirli
gerçek
ve biraz çocuk
bir kere gözlerin değmişti bana
o günden sonra hiçbir deniz mavi kalamadı
şimdi bak
tünel’den aşağı yürüyen adam benim
ceplerinde eski ihtilaller taşıyan
birkaç eksik kurşun
birkaç yarım şiir
birkaç unutulmuş memleket türküsü
istanbul kirleniyordu sevgilim
hem nasıl kirleniyordu
meyhanelerde devrim konuşup
sabah patron olan adamlarla
gazete sütunlarında aşk satıp
evlerinde kadın döven şairlerle
ve her gece
biraz daha yalnız büyüyen çocuklarla
sen bunları bilmezdin
sen saçlarını toplarken
dünya biraz sessiz kalırdı çünkü
bir gün
haydarpaşa garı’nda
bir trenin gecikmesine benzeyecek ömrüm
anons edilmeyecek hiçbir yerde
kimse
“sevda yüzünden gecikmiştir” demeyecek
oysa ben
en çok sana geciktim kadın
bak şimdi
bir otel odasında
sararmış aynalara yaslanmışım
rakı şişesinde çoğalan yüzümle konuşuyorum
diyorum ki
“insan bazen yalnız bir kadını değil
kendi gençliğini sever”
ve dışarıda
polis sirenleri çalıyor
uzak ülkelerde darbeler oluyor
bir limanda zenciler yük taşıyor
bir çocuk filistin diye ağlıyor
ve dünya
kanlı bir gömlek gibi dönüyor ekseninde
ama senin sesin
bütün bu gürültünün içinden geçip geliyor bana
ince
yaralı
ve inadına güzel
bir gece seni düşündüm
boğaz’da bir vapur intihar etti sandım
çünkü bazı ayrılıklar
yalnız insanı değil
şehri de öldürür
şimdi hangi sokakta üşüyorsun bilmiyorum
hangi adama “aşkım” diyorsun
hangi pencereye bakıp sigara yakıyorsun
ama bil
ben hâlâ seni
bir yasadışı afiş gibi taşıyorum içimde
çünkü bazı kadınlar
gidince bitmez sevgilim
bazıları
ülke olur insana
ve insan
sürgün yaşar kendi kalbinde.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.