17
Yorum
37
Beğeni
5,0
Puan
179
Okunma

Cihânı kendinin sanmış o mağrûr-ı enâniyet
Gönül mülkün harâb eyler eder her dem zulümiyet
Gözü ayinedir dâim bakar sâde cemâline
Görür mü zerrece hüzni olup mahv-ı nefsâniyet
Baş eğmiş bî-günah bir cân sükût eyler edep üzre
Onun kahrıyla râm olmuş çeker dâim melâmiyet
Güneş sanmış özün nâdân yakar pervânesin nârla
Nûrdan bî-nasîb kalmış ne vefâ var ne insâniyet
Bir elinde gurur tîğ keser ümitleri bî-rahm
O yanda fedâkâr eş eder Hakk’a emânetiyet
Saray zannettiği zindan olur bir gün ona mezâr
Yıkılır saltanat elbet kalır ancak nedâmiyet
Sanır kim dâimâ bâkî bu şevketle bu iktidâr
Bilmez ki her kemâlin sonu mutlak bir zevâliyet
Hatîce ismin andıkça yanar sînemde bin feryâd
Cihân deryâsına daldık sonu bî-çâre fâniyet
Zülâlî sabr-ı cemîl kıl budur dervişe şân olan
Gelir bir gün adâletle biter elbet bu fâniyet
Siyah saçlarına aklar düşmeden yol tükenmeden
Garip sevdanın sonu Hakk katında bir selâmiyet
Halk Şairi
Tülay Aslan
(Altın kafesteki kraliçeler)
Serisinden
5.0
100% (23)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.