2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
159
Okunma
Kara sevda çeker gençlik çağında,
Şeyhoğlu Satılmış Maraşlı şair!
Sevdiğini arar Kınadağı’nda,
Şeyhoğlu Satılmış Maraşlı şair!
Buna çok kızar şeyh Selim babası,
Satılmış’ın yetmez sabır çabası.
Ceza verilir; Şam olur obası,
Şeyhoğlu Satılmış Maraşlı şair!
Huduttan hududa cihada gider,
Toprağa düşmeden bitermi keder.
Sevda bedelini gurbette öder,
Şeyhoğlu Satılmış Maraşlı şair!
Verem hastalığı çöker canına,
Ulaşır ince su garip hanına.
Üç dörtlük yazmıştır akan kanına,
Şeyhoğlu Satılmış Maraşlı şair!
İsmini zikretmiş son nefesinde,
Kor ateşi yanar can kafesinde.
Anlaşılır hâli sözün sesinde
Şeyhoğlu Satılmış Maraşlı şair!
Yadigâr sözleri kaldı o candan,
İbret alır geçen, okur yakından.
Ne yârinden geçmiş ne de vatandan,
Şeyhoğlu Satılmış Maraşlı şair!
Özlem sevda canı yakar, kavurur,
Zahiri der: Rüzgâr külün savurur.
Nafiz Çamlıbel şiirle doyurur,
Şeyhoğlu Satılmış Maraşlı şair!
Tahir GÖRENLİ (Zahiri)15.04.2026
Şair Faruk Nafiz Çamlıbel, öğretmen olarak Kayseri’ye atanır. Görev yerine gitmek üzere İstanbul’dan trene biner. Günler süren uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından Ulukışla’da iner. Yol yorgunudur; dinlenmek için eski, loş bir hana sığınır.
Hanın nemli duvarlarında gezinen bakışları, bir dörtlüğe takılır. Okudukça içine tarifsiz bir sızı düşer. Mısralar, derin bir acının, uzak bir hasretin yankısı gibidir. Bu sözlerin sahibini merak eder; gönlü, bu gizemli şiirin izini sürmeye karar verir.
Ertesi gün bir at arabası kiralar ve Kayseri yoluna düşer. Yol uzadıkça düşünceleri ağırlaşır. Bir süre sonra ikinci bir hana varır. Dinlenmek için içeri girer. Gözleri, duvarda yazılı başka bir dörtlüğe ilişir. Aynı el, aynı keder, aynı yanık ses… Yüreği daha da burkulur. Sanki her mısra, çekilmiş bir çilenin, yaşanmış bir ayrılığın sessiz çığlığıdır.
Yolculuk devam eder. İz sürer ince suda üçüncü hana ulaşır. Burada karşılaştığı son dörtlüğü okuduğunda zaman durur. Derin bir sessizlik çöker üzerine. Bu mısralar artık bir vedanın, bir tükenişin son nefesidir. İçindeki sızı dayanılmaz bir hâl alır.
Dayanamaz, hancıya döner:
“Bu şiiri yazan kimdir?” diye sorar.
Hancı başını öne eğer, gözleri dolu dolu olur. Sesi titreyerek cevap verir:
“Beyim…” der, “O şair bu hana akşam sağ girdi; ama sabah ölü çıktı. Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış derlerdi.”
O an hanın duvarları daha da ağırlaşır. Sanki taşlar dile gelir, mısralar fısıldar. Yarım kalmış bir sevdanın, gurbet elde tükenmiş bir ömrün hikâyesi, rüzgâr gibi oradan oraya savrulur.
On yıl var ayrıyım Kınadağı’ndan,
Baba ocağından, yar kucağından.
Bir çiçek dermeden sevgi bağından,
Huduttan hududa atılmışım ben.
Gönlümü çekse de yârin hayali,
Aşmaya kudretim yetmez cibali.
Yolcuyum, kuru bir yaprak misali,
Rüzgârın önüne katılmışım ben.
Garibim, namıma Kerem diyorlar,
Aslımı el almış, haram diyorlar.
Hastayım, derdime verem diyorlar,
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.