7
Yorum
26
Beğeni
0,0
Puan
584
Okunma

ben sana
dünyanın değil kainatın diliyle sesleniyorum. dünyanın merkezi sendin/hiç ayak basılmamış topraklar ve ben, senden uzayan uçsuz bucaksız bir kara..senin anlayacağın sevgili, bir akvaryumun İçinde gibiydim, içinde gibiydim ıslak..
sen susunca
vakit sabah oluyor,
ben susayınca
sen gidiyordun.
göçe zorlanmış
kavimler gibi,
dışından içine
aks eden,
çığlık çığlığa
derin bir
monolog sancısıydı bu.
yüreğinin
dört odacığının
kapısını açarken
tek tek
bir kelime
illegal ihtilal yapıyordu
yürek çepherinde..
düşlerinle
ne büyük gölgeler
siliyordun
bir bilsen,
büyük bir
imla hatası gibiydi
sorguların
silip önce,
sonrasız susar gibi.
yandıkça,
közü öğreniyordun
su toplarken teninde.
ve biz,
işte bu yüzden/
su-su-yor-duk
birbirimize...
ve bil ki
kelimelerin
soyundukça hecelere
bir b/aşka kokarken
mevsimleri çiçeklerin.
bembeyaz sabahlara
uyanırken sen,
kimsesiz ve sessiz
nabızında dillenirken
keskin sorgularının
dil bilmez yamaçları
cevaplarına ulaşmak için,
gizli özneli cümleler
kuruyordun,
ayaz bekleyişlerinin,
savurgan saatlerinde.
küle dönüşmeden önce
yangından ilk kurtaracakların
ıslağındayım.
durgun olmayan
ırmaklarında
yüzünü arıyorum
yüzüm gibi
arsız sorgular bulaşıyor
avuçlarıma
başka hiç bir dilde
dillenmeyen ve
başka hiçbir
kimsenin
bilmediği
kulaklarımı neden
çınlatmıyorsun?
neyin dışındaydın/
içinde kimin?
peki.
yüreğin ne kadar maviydi
şehrine yağarken yağmur
değişti biliyorsun
iyot kokusu
ve mısralarındaki
salt zarafet ki
buzullarını
bu yüzden eritmişti
dilinin ucundaki
tedirgin ses.
kanımda taşıdığım mavi
yüreğimdeki okyanusları
doğurmaya yetmediğinde
tanıdım seni.
ne kadar sırılsıklam olursak
o kadar ses,
ne kadar üşürsek
o kadar sevdalı oluyorduk
tali yol çıkmazlarında
elbisenden önce
ruhunu soymak istiyordum
duvarlarının yıkıldığı bir zamanda
yerinden sökülmüş
seslerimizi
ve dileğimizi
Tufandan kurtulmuş
bir çiçeğin
yapraklarını düşmüş
bütün renklerine serip
dokunmak istiyordum
en acımayan yerlerine
buradasın biliyorum
pür dikkat bakışlarınla,
gözlerine çarpıyor
kelimeler/im
yüreğini
he-ce-li-yo-rum
üç harf..
şişesini arayan bir deniz
sırılsıklam her yerinle
üşürken
çocuk yüreğinle.
senin gamzelerin
taşımaz mı gülüşlerini?
kime gidersin
alevin sönünce...
bilinçaltımda deli sorular
delim benim
delirdiğim
sus(ay)arak özlediğim
bir şiire sinmiş
koku buldum,
mavi ve siyah
zakkum tadında biraz
neyin öcünü alabilir insan,
sevişmelerinin ertesi,
silemiyorsa unutkanlığının
terlerini..
tene değer ten
ve böyle başlar
her sevişme.
ben kirpiklerinden düşüp,
göz bebeklerine dokundum,
teninde eserken
dört mevsimin kokusu.
inan bu yüzden
alt dudağımdan
bir b-aşka
d-üşüyor sureler..
kimse kendisine
o kadar inanmıyor
biliyorsun..
yokluğunda g-özlerim
daha yorgun sadece.
daha az varım gibi.
anlamıyorsun değil mi?
eksiliyor kültabağımda
izmaritlerin sayısı
ve bardaklar ki
batıyor alt dudağıma
çatalın ucu.
sen hep
aynı şarkının
nakaratlarına
yakışıyorsun..
doğru soruyu
sormakla başlar
ilk kendinden gitmek.
bu yüzden mi
bana b-akmayı bıraktın.
bi haberken senden
balıkçı kasabaları
rotasız gemilerin
iplere düşkünlüğü gibi
düğümlenip saçlarıma
zonklayan şakaklarıma
daldırıp parmak uçlarını
çizerek yanaklarıma kendini
bir ırmağın,
terk edip kendini
denize gitmesi gibi
sızıp
parmak aralarımdan,
ıslatarak beni
gitmek istiyorsun öyle mi
tamam/sus aralığında
gel konuşalım
hayattan ve sonra
ne olmadığından hayatın.
çağrılmayan yere
gitmeden önce
ne çok kelime
vurgun yedi
dilime sen düşünce..
(...)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.