0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
203
Okunma
Gölgelerin duvarlara asıldığı o dipsiz koridorlarda,
Aynaların sırrını döktüğü o gri sabahlarda başladım saymaya.
Bir sayının içine sığamayacak kadar çoklardı,
Bir ömre sığmayacak kadar derin...
Kaç kadın geçti bu tozlu yolların kıyısından?
Ellerinde nasırlı bir sabır, saçlarında rüzgarın düğümü,
Kimi bir başak tarlasının sarı sükunetini taşırdı bakışlarında,
Kimi okyanusun en hırçın dalgasını saklardı avuçlarında.
Birisi vardı;
Toprağa değdiğinde parmakları, taşlar çiçek açardı,
Suskunluğu bir kentin yıkılışı kadar gürültülüydü.
Emeğini ekmeğine katık ederken küçülürdü dünya,
O ise büyürdü her sabahın kör karanlığında.
Bir başkası;
Gözleri geceye sızan bir kandil gibi puslu,
Yorgunluğunu bir hırka gibi omuzlarına atmış,
Kendi sesini bile unutmuştu başkalarına huzur verirken.
Kaç mevsimi feda etmişti tek bir gülümseme uğruna?
Sokak lambalarının altında titreyen o silüetler,
Beşik sallayan, fabrikada dişli çarklara direnen,
Kalemiyle dünyayı tartan, tarlada güneşle yarışan...
Kaç kadın bir yangından geriye sadece umudu kurtardı?
Saymadım, sayamadım.
Çünkü rakamlar yorulur, kelimeler eksik kalır.
Bir kadının bakışındaki o bin yıllık kederi,
Ya da bir kahkahasındaki o sonsuz devrimi
Hangi matematik formülü açıklayabilir?
Her biri ayrı bir lisan, her biri ayrı bir tarih.
Biri gökyüzünü boyar umutla, biri yeryüzünü tutar ayakta.
Kaç kadın dersen;
Güvendiğim bilmiyorum var mı gerçekten,
Dünyanın tüm başlangıçları kadar çok,
Vicdanın en saf hali kadar samimi.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.