1
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
326
Okunma
Sanki hiç uğramamıştı bu kıyıya, hiç düşmemişti,
Ayağa kalkıp toprağın tozunu gövdesine katmamış,
Kelimelerin kadim sesini, o ilk nidayı duymamıştı.
Emeği yoktu sanki; ne buğdayın sarısında terli bir eli,
Ne taze ekmeğin kokusunda yanık bir nefesi...
Sabanı çatmamış, evi kurmamış,
Saçlarını rüzgârın insafına,
ruhunu aşkın nârına bırakmamıştı.
Örgülerini çözüp de suya eğilmemişti sanki;
Ne tenine değmişti serinlik,
Ne de ateş dağlamıştı mühürlü gövdesini...
O en büyük acıyı,
O ilk sürgünü ,
Hiç yaşamamış gibiydi.
Vakit, her şeyi usulca uğurlar kendi yoluna,
Her yolun bir nihayeti,
Her cümlenin kanayan bir noktası vardır.
Tesadüf değildi,
İsminin harflerindeki o sessiz, derinden nizam;
Zira bir avuç topraktı özü, özeti ve bütün hikâyesi...
Toprağı kendine şah damarından yakın hissettiği o dem,
Dizleri ferini yitirdi,
Koca bedeni yerçekimine boyun eğdi.
Bir dağ nasıl çökerse heybetle,
Öylece devrildi kendi içindeki o derin vadiye.
Önce dizleri öptü yeri,
Bir secde kararlılığında,
Sonra sarsılarak yana yattı
Yorgun ve mağrur başı.
Direnmedi artık;
Ruhunu bir ağacın şefkatli gölgesine,
Bedenini toprağın o anaç kucağına bıraktı.
Yumdu gözlerini...
Kalbinde derman,
gözlerinin ardında dünya yükü kalmamıştı.
Dünyaya getirdiği her ne idiyse,
giderken de oydu heybesindeki.
Toprağın o nemli, o vuslat kokusunu çekerken içine:
"Ey yeryüzü," dedi fısıltıyla,
"Üzerinden geçtim, sularından kandım.
Nimetinle rızıklandım,
Sükûnetimi sende,
Duvarlarımı seninle yükselttim.
Ben senden razıyım, sen de razı ol benden...
Hakkını helâl et bu sakin,
Bu yorgun yolcuna,
Mizan kurulduğunda davacı olma benden."
Bu son "affet" yakarışında,
Ağaçların damarlarından boğuk,
Maziye dair bir inilti yükseldi.
"Buhar olup suya sinsem," dedi,
"Toz olup toprağa gizlensem...
" Hâlâ razılık dileniyordu;
Oğullarının, kızlarının ve henüz doğmamış zürriyetinin yerine...
Hepsini kalbinin o geniş, o ilahî muhayyilesiyle kucakladı.
Hepsinin ismi kendi isminin hecelerine gizliydi.
Hepsi için bir kez daha gülümsedi,
Hepsi için son damla yaşını döktü.
Razıydı: Kaderin o çetin, o engebeli yolundan razı,
Dünya çilesinin o yakıcı, o ham tadından razı...
Rabbi ondan,
O Rabbinden...
Deveran tamamlanmış, daire sessizce kapanmıştı.
Dünya sürgününün o gizemli manasını,
Apaçık bir "bilmeyle",
Bir keşifle bildi o an.
Anlamak için bir kez yaşamak,
Bilmek için bir kez ölmek gerekmişti.
"Bilmeden seçtim," dedi,
"Bir ayak sürçmesiydi belki ilk adımım.
Ama manayı şimdi tamam ettim,
Noktayı koydum.
Bugün bilsem, o gün yine seçerdim bu mukadder sürgünü...
" Baktı geride kalan asırlık, o tozlu ömrüne;
Sanki bir göz kırpımıydı,
Sanki hiç yaşanmamıştı.
Toprak tenine karıştıkça,
İçindeki keder bulutları dağıldı.
Gittiği yer yabancı değildi,
Tanıyordu o kokuyu,
O mutlak sükûtu.
Yaşadıkları bir film şeridi gibi geçince gözlerinden,
İnsani bir kuşku titretti kalbinin telini:
Yoksa alışmış mıydı bu "kötü" denilen dünyanın gölgeliğine?
Gözü arkada kalmadı giderken ama,
Dönüp o "âlem" dedikleri muazzam manzaraya
son kez baktı.
Yasak meyveyi ısırmış o kadim ağzının kenarından,
Bir damla yaş süzüldü; ağır, yakıcı ve veda dolu...
Açtı gözlerini son bir kez.
Yapraklar rüzgârın ilahî bestesiyle savrulurken baktı;
Dünya muhteşemdi,
Manzara muazzam!
Bundan daha güzeli,
Daha "mümkün" olanı tasavvur edilemezdi.
Eğer geçmişin o eşsiz hatırası
Kalbinde böyle diri durmasa,
"Bırakıp gitmek ne zormuş," diyecekti...
Arada koca bir dünya ömrü...
"Bitti" dediği yer,
Aslında başladığı yerdi.
Bakışlarını geriye değil, tam tepesinde
Çiçeklenen dut ağacına dikti.
Elini uzattı;
Parmak uçlarından yaseminler döküldü toprağa.
Şehadet eden parmağıyla,
Ağacın hafızasına bir nişan bıraktı.
Ağaç eğildi üzerine,
Dallarıyla, yapraklarıyla sarmaladı onu.
Kucaklaştılar.
Ağacın meyveleri ışıktandı, sudandı, renktendi...
Sanki camdan ve cennetten dökülmüş hazlardı.
Ateş rengi çiçekler açmıştı dallarında,
Davetkâr ve sıcak.
"Gel," diyordu ağaç,
"Geldiğin yere, aslına dön..."
Gülümsedi son nefesinde,
Perdeler kalkarken:
"Ey ağaç," dedi,
"Nereye çağırıyorsan...
Zaten oradan geliyorum ben."
Ve kara toprak,
Evladını bağrına basarken;
Koca bir ömür tek bir heceye sığdı:
Son.
redfer
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.