3
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
176
Okunma

başlangıçta
birer kız çocuğuyduk
koşup
taş sektiriyorduk sokaklarda
dizlerimizi kanatıp
aynı dili konuşuyorduk rüzgârla
henüz kimse bize
“eksik etek” dememişti
henüz hiç kimse
bedenlerimizi bir kader gibi
önümüze koymamıştı
sonra bir gün
dünyanın bin yıllık bakışı
üstümüze devrildi
“böyle otur.”
“şöyle gül.”
“mutlaka sakla kendini.”
ve görünmez bir mahpushane
usul usul örülmeye başladı
etrafımıza
adına kadınlık dediler
bedenlerimiz
utanç nesnesiydi
etimiz satılık
kanımız lanetli
canımız
kimin elinde kalırsa
ona helal
kendi tenlerimiz
bir celladın kokuşmuş nefesiyle
konuşur olmuştu bizimle
ama kör talih
bazen
küçük bir sapmayla
kırılıverir
ve o an
bin yıllık bakış
ilk kez
çatırdamaya başlar
bir kadın
kendi bedenini
ilk kez
kendi gözleriyle görür
ne yazgısıdır bedeni
ne kusuru
ne utancı
bir ihtimaldir
kendi kaderini
kendi elleriyle
yeniden kurmanın
ihtimali
ve o ihtimal
bir kıvılcım gibi
düşer zamanın orta yerine
bir kız çocuğu
yine koşuyor şimdi
dizleri yine yaralı
ve rüzgâr
yine konuşuyor onunla
ama bu kez
dünya
yavaş da olsa öğreniyor:
o
hiçbir zaman
öteki değildi
sadece
henüz
ayağa kalkmamıştı
ve bir kadın
ayağa kalktığında
dünya
o eski dünya değildir artık..
hulyaperest
(sekizmart2026)
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.