Bir kalbin ne kadarla dolacağını hiç kimse, hatta şairler bile ölçememişlerdir. (zelda fitzgerald)
Halil GÜLEL
Halil GÜLEL

FN - AŞK NEDİR - 4 - devam…

Yorum

FN - AŞK NEDİR - 4 - devam…

( 2 kişi )

0

Yorum

5

Beğeni

5,0

Puan

85

Okunma

FN - AŞK NEDİR - 4 - devam…

FN - AŞK NEDİR - 4 - devam…


AŞK NEDİR - 4 - devam…


Söz edilmez asla orada maldan,
Memnundur sevenler hasırla çuldan,
Bir tebessüm üstün altından, puldan
Aşk nedir diyene kal da gör deriz,

İlahi aşkın, özünü ve maddi değerlerin ötesindeki manevi anlamını vurgulayan bu şiirin dördüncü dörtlüğü olarak oldukça anlamlıdır. Hem kültürel, sanat, eğitim, edebiyat hem de tasavvufi perspektiflerden farklı açılardan inceleyeleyip bu dörtlüğü her bir bakış açısından değerlendirelim.

Tasavvuf geleneğinde aşk, aşamalı bir manevî yolculuktur. Bu yolculukta insan önce dönüşür (olur), sonra yola girer (gelir), ardından hikmeti kavrar (bilir). Bunu Yunus Emre, “Hamdık piştik elhamdülillah” diye izah etmiştir. Ancak aşkın olgunluk safhası, bütün bu merhalelerden sonra “kalmak” ile başlar. Çünkü hakikat, gelip geçici bir hâl değil; süreklilik isteyen bir bilinçtir.

İbrahim Helvacı, başka bir şiir kitabının baş kahramanı olan Filozof NOHUTÇU’ya sorduğu “AŞK NEDİR?” sorusuna onbir kıtalık şiirle onun verdiği cevabı olan dördüncü dörtlüğüdür. Bu dörtlükte tasavvufî aşkın bu istikrar boyutunu ortaya koyar.

“Söz edilmez asla orada maldan,
Memnundur sevenler hasırla çuldan,
Bir tebessüm üstün altından, puldan
Aşk nedir diyene kal da gör deriz.”

Bu dörtlükte aşk; maddî değerlerden arınmışlık, gönül zenginliği ve manevî sebat üzerinden tanımlanır. “Kalmak”, burada hem bir mekânda hem de bir hâlde istikrarı ve alemi Ervahta verdiği sözü temsil eder.

“Söz edilmez asla orada maldan”: Burada, aşkın özdeki anlamı vurgulanıyor. Türk kültüründe aşk, para veya mal gibi maddi değerlerle ilişkilendirilmez. Aşk, ruhsal bir bağdır, dünyevi çıkarlar ve zenginlik bu duygunun özünü oluşturmaz. Bu dize, aşkın maddiyatın ötesinde olduğunu, manevi bir değer olduğunu belirtir.

Edebiyat, genellikle duyguların, fikirlerin ve içsel dünyaların ön plana çıktığı bir alan olduğu için, burada mal ve mülk gibi maddi şeylere yer verilmez. Bu ifade, edebiyatın ve aşkın özündeki değerlerin yüceltilmesinin bir örneğidir. Aşk, dışsal dünyanın etkilerinden bağımsızdır.

Tasavvuf anlayışına göre, gerçek aşk, maddi dünyanın ötesinde bir şeydir. Aşk, Allah’a duyulan bir sevgi ve bağlılık olup, mal ve mülk gibi dünyevi değerlerle ölçülemez. Tasavvuf, her türlü dünyevi bağlılık ve isteklerden kurtulmayı, manevi değerlere yönelmeyi öğütler. Gerçek aşkın bulunduğu yerde mülkiyet, gösteriş ve çıkar konuşulmaz. Çünkü aşk, insanı sahip olma arzusundan kurtarır.

“Memnundur sevenler hasırla çuldan”: Hasır ve çul, sıradan, basit, mütevazı yaşamı simgeler. Burada, aşıkların dünya malına ihtiyaç duymadığı, basit ama içten bir mutlulukla huzur buldukları anlatılmak isteniyor. Kültürel olarak, aşkın maddi şeylerden bağımsız olduğu, sade ve doğal bir sevginin daha değerli olduğu anlayışı ortaya çıkmaktadır.

Edebiyat, bazen yoksulluğun ve basitliğin aslında bir zenginlik kaynağı olabileceğini gösterir. Hasırla çul, basit bir yaşam tarzını simgelerken, burada anlatılmak istenen şey, gerçek mutluluğun, dünyevi zenginliklerden değil, sade ve içten bir hayattan geldiğidir. Bu dize, edebiyatın, hayatın basit ama derin yönlerini nasıl anlatabileceğini gösterir.

Nitekim antik dönem felsefesinde Epikürcü okulun tanınmış temsilcilerinden Diyojen, bilindiği gibi en küçük şeyle yetinen bir düşünür olarak bir fıçı içinde yaşarmış. Bir gün, Makedonyalı Büyük İskender görkemli bir kral olarak, yerde yatar bir halde onu ziyaret eder ve samimiyetle sorar:

“Benden bir isteğin var mı?”
Diyojen ise hiç istifini bozmadan;

“Evet, var” der, ”Gölge etme başka ihsan istemem…” diyerek, dünyevi değerleri ne kadar küçümsediğini gösterir. Bu tarihi cevaptan sonra İskender, kıkırdayan adamlarına dönüp şunu der ve sahneden çekilir:

"Eğer ben İskender olmasaydım, Diyojen olurdum." diyerek ondan dersini alır.

Tasavvufi anlamda, bu ifade “dünya malına” olan bağlılığın terk edilmesi gerektiğini anlatır. Tasavvuf öğretisine göre, bir müridin (öğrencinin) en yüksek düzeydeki mutluluğu, dünyevi şeylerden bağımsız olarak, Allah’ın aşkı ile mümkündür.

İslam tarikatlarından Kalenderiler de bir nevi, çok az maddi varlıkla yetinirler. Bunlarda özel mülkiyet adeta yoktur ve her şey ortaktır. Yıldırım Beyazıt döneminde “ortak” mülkiyete inanan bir tarikat Ege Bölgesinde “ortak, ortakçı, ortaklar” isimli yerleşim yerleri kurmuşlardır. Ürettikleri her şeyi ortak olarak tüketmişler.

Hasır ve çul gibi basit eşyalar, tasavvufi bir bakış açısıyla, zenginliğin değil, sadeliğin ve ruhsal huzurun sembolüdür ve tasavvuf tarihinde sıkça görülen zahidâne hayat tarzını hatırlatır. Hasır ve çul, dünyada gösterişe önem vermeyen ve herhangi bir beklentinin olmadığı sembolleridir. Güzel dilimizde “İki gönül bir olunca kulübe saraydır” diye veciz bir söz vardır. Aşık için önemli olan konfor değil; gönül huzurudur. Bu huzur, eşyanın kalitesinden değil, kalbin saflığı ve temizliğinden doğar.

“Bir tebessüm üstün altından, puldan”: Bu dizede ise, sevginin ve aşkın değerinin, altın ve pul gibi değerli materyaller ile dahi kıyaslanamayacağını belirtir. Aşk, sanatsal bir bakış açısıyla, büyük değerleri simgeleyen altın veya paradan çok, basit bir tebessümde veya en küçük bir hareketle kendini gösterebilir. Bu, sanatın küçük ayrıntılarda büyük anlamlar taşıma gücünü yansıtan bir yaklaşım olarak görülebilir. Estetik anlamda, aşk sadece maddi dünyada değil, manevi dünyada da derin izler bırakır.

Edebiyat, genellikle bir duyguyu veya temayı derinlemesine işler. Bu dizede, aşkın her türlü gösterişten bağımsız olduğu, en basit bir tebessümün bile paha biçilmez olduğu anlatılmaktadır. Edebiyatın bu tür basit ama etkili ifadelerle derin anlamlar yaratma gücüne dikkat çeker.

Tasavvuf, aşkı “ilahi” bir bakış açısıyla tanımlar. Gerçek aşk, Allah’a duyulan sevgidir ve bu sevgi, altın, pul gibi maddi değerlerle ölçülemez. Bir tebessüm, Allah’ın aşkını simgeleyen en basit ama derin bir ifadedir. Aşk, bazen maddi dünyada değil, kalbin ve ruhun derinliklerinde bulunur.

“Aşk nedir diyene kal da gör deriz.” Buradaki “kalmak” çok önemli bir mertebeyi gösterir: Geçici heyecan değil, Sürekli bir hâl, İstikrarlı bir bilinç, sabır sebat eden bir gönül.

Tasavvufta buna “istikamet” denir. Hakikat yolunda kalıcı olmak, geçici coşkuların ötesine geçmek demektir. Olmak dönüşümdür. Gelmek katılımdır. Bilmek idraktir. Kalmak ise istikamettir.

Türk kültüründe, özellikle halk edebiyatında aşk, maddi şeylerden çok manevi değerlere, içsel dünyaya, sadelik ve samimiyete dayalı bir anlayışa sahiptir. Bu dörtlükte de maddi değerlerin aşkın gerçek özünü gölgelemediği, aşkın sadelik ve içtenlikte bulunduğu anlatılmaktadır.

Sanat, soyut duyguları somutlaştırmak ve estetik bir biçimde ifade etmek için kullanılan bir araçtır. Bu dörtlükte aşk, estetik ve sade bir dille tasvir edilmektedir.

Edebiyat, genellikle insan ruhunun derinliklerini ve duygularını ortaya çıkaran bir alandır. Bu dörtlükte de aşkın aslında maddi dünyadan çok daha derin bir anlam taşıdığı, edebi bir dil ile ifade edilmektedir.

Türk Halk şiiri yapısı açısından bu dörlükte “maldan, çuldan, puldan” kelimelerindeki uyum, ses bütünlüğü ve anlam paralelliği oluşturur. Burada -dan eki rediftir, kafiye ise ortak olan tek sessiz harf -l ile yarım kafiye olarak yapılmıştır. Sert sesli -a ve -u harfi söylenişte yakın oldukları için adeta birbirini tamamlamışlardır. Bu tekrar, maddî dünyanın sembollerini ardışık biçimde sıralayarak anlam yoğunluğu üretir.

Redif ve iç kafiye sayesinde şiir hem ritmik hem de vurucu bir etki bırakır. Son mısradaki “kal da gör deriz” ifadesi, önceki dörtlüklerdeki “ol”, “gel”, “bil” fiillerine eklenen bilinçli bir devam niteliğindedir. Böylece şiir, tesadüfi değil; sistematik bir yapı gösterir.

Bu dörtlük, çağımız için son derece güçlü bir ahlaki mesaj taşır. Modern dünyada değer, mal ve mülk üzerinden tanımlanır. Şair ise aşkın bulunduğu yerde mal, mülk, makam ve saltanatın konuşmaya bile değmez olduğunu söyler. Bu, tüketim merkezli anlayışa karşı manevî bir eleştiridir ve huzur veren bir direniştir. Hasır ve çuldan memnun olmak, kanaat erdemini temsil eder. Kanaat, insanı huzura ulaştırır. Aşk, insanı doyumsuzlukltan, kibir ve ihtirastan kurtarır.

Tebessümün altından üstün olması, ahlaki bir ölçü değişimini ifade eder. Gerçek değer, insanın başkasına verdiği huzurdur. İnsan başkasına huzur verince kendisi de huzurlu olur: Çünkü, insan insanın aynasıdır. Bu söze göre aynaya bakan nasıl kendisini görürse; huzur arayan önce nefs terbiyesi yaparak huzur vermelidir ki karşıdaki insana (her türlü canlıya) bakınca; baktığı yerde huzurlu kendisini görebilmelidir.

Kalmak, istikrarlı olmaktır. Aşk bir anlık heyecan değil; bir hayat biçimidir. Hayatta inişli çıkışlı bir şekilde devam eder. Her türlü olumsuzluk ve zorluklara sabır ve sebat etmek; “hayır ve şerrin” hikmetine inanıp her şeyin Allah’tan inanıp teslim olanın işi yalnız İlahi aşktır.

“AŞK NEDİR - 4” dörtlüğü, tasavvufî aşkın istikrar ve kanaat boyutunu ortaya koyar. Bu merhalede aşk: Maldan bağımsızdır, Maddî ölçülerle tartılamaz, Gönül zenginliği ile ölçülür ve sebat gerektirir. Bu dörtlük, aşkın gerçek anlamını, maddi değerlerden bağımsız olarak vurgulayan derin bir metindir.

Kültürel, sanat, edebiyat ve tasavvufi açılardan incelendiğinde, aşkın sadelik ve içtenlikte bulunduğu, dünyevi değerlere ve gösterişe ihtiyaç duymadığı anlaşılır. Aşk, gerçek anlamda, saf ve basit bir duygudur; en değerli şeylerin, bazen en basit, en sade ifadelerde bulunduğu bir olgudur.

Dört merhale birlikte düşünüldüğünde aşk yolculuğu şöyle tamamlanır: Olmak, içsel dönüşüm, gelmek, yola katılım, bilmek, İlahi Hikmeti idrak edip yaşamak, kalmak, sabır, sebat ve istikrarlı bir şekilde teslim olmaktır.

Sonuç olarak aşk; sahip olmak değil, dünyevi ve nefsini zevk ve kazanımlardan vazgeçmektir. Zengin olmak değil, kanaat etmektir. Geçip gitmek değil, Hakk’a teslim olarak kalmaktır.

Bu şiirin ana ifadesiyle: Aşk nedir diyene ol da gör, gel de gör, bil de gör, kal da gör deriz.

Halil GÜLEL
Düsseldorf / 2026
(Aşk Nedir Diyene Ol da Gör Deriz)

NOT :
(Aşk Nedir Diyene Ol da Gör Deriz seri yazısı 12 bölüm olarak her gün bir yeni bölüm ile devam edecektir)

Paylaş:
5 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

Fn - aşk nedir - 4 - devam… Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Fn - aşk nedir - 4 - devam… şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
FN - AŞK NEDİR - 4 - devam… şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL