1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
32
Okunma
“Belki de hiç benim olmayacak bir vaktin telaşındayım”.
Takvim yapraklarının bensiz düştüğü bir sabahta,
Annem çayı yine aynı saatte demler, masaya koyar;
Demliğin ince buharı mutfağın tavanını boyar.
Pencerenin pervazına sabah güneşi altın gibi vurur,
Işık odalara süzülür, evin içi huzur bulur.
Perdeler aralanır, içeri taze esinti girer,
Masa örtüsü düzeltilir, sofra bereketini serer.
Radyoda eski bir şarkı çalar, evin içine ses dolar;
Tanıdık ezgiler değer duvarlara, tüm çiçekler açar.
Mahalle fırınından sıcak ekmek kokusu çıkar,
Sokak boyunca yayılıp kapı aralıklarına sızar.
Mahalledeki kediler duvar üstünde dolaşır,
Köpekler gölgede kıvrılır, huzurla fısıldaşır.
Akşamüstü camlara turuncu bir aydınlık vurur,
Gökyüzü pembeye döner, gün yavaş yavaş durulur.
Annem çayı yine aynı saatte demler, masaya koyar;
Takvimden bir yaprak düşer, yarın yine dünü boyar.
Söylenmemiş elvedam asılı kalır havada,
Sadece bir gölge eksilir sokağın başında.
Ben bugünü tüketirken yarın için,
Yarın beni çoktan unutmuş olur aslında.
-AYRA AKGÜN
5.0
100% (5)