0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
130
Okunma

Biz gariban büyüdük kardeşim,
yamalı pantolonla,
yamalı çorapla yürüdük hayatın taşlı yolunda.
İlk alındığında kara lastiğin kokusu
bayram sabahı gibiydi içimize.
O kokuya sarılır uyurduk neredeyse,
sevincimiz lastik kokardı.
Bir bölük çocuktuk.
Anamın elleri nasırlı,
parfüm yerine ağartı kokardı avuçları.
Okşasa yüzümüzü
hem yanar hem serinlerdi içimiz.
Yokluk dediğin
sofraya oturan görünmez bir misafirdi;
çileydi adı,
kıtlıktı soyadı.
Bir yavan ekmek ortasında büyüdük.
Doktor yok, ilaç yok başucumuzda.
Başımız çatlar ağrıdan,
anam üflerdi alnımıza —
bir kuru üzüm,
bir avuç leblebi
çocukluğumuzun bayramıydı.
Portakal kokusuna hasret,
karpuz kabuğuna razı bir ömür filizlendi içimizde.
Bir bisiklet hayaliyle geçti yıllar.
Gözlerimi yumar,
tepelerden aşardım rüzgârla.
Benim hayalimde bisikletim uçardı,
zinciri gökyüzüne takılıydı sanki.
Ama olmadı.
Bir bisikletim olmadı.
Çocukluk bitti.
Heves bitti.
Dizlerimdeki yara kabuk bağladı
ama içimdeki eksik bağlamadı.
Belki şimdi
bir bisiklet mağazası açarım,
duvarları umut kokan bir dükkân…
Ama bilirim,
satılan hiçbir bisiklet
geri getirmez o çocuğu.
Çünkü bazı şeyler
alınamadığı için değil,
geç kaldığı için yaradır.
Ve benim çocukluğum
bir bisikletin arkasına tutunamadan
yürüyerek büyüdü.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.