(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
“Düşler Sığınağı” şiiri, Edebiyat Defteri’nin o samimi, içten köşelerinden birinde saklanmış gibi duruyor; sanki şair defterin bir sayfasına gece yarısı, ışık kısıkken yazmış ve sonra kapatıp uyumuş. Şiir, bir arayışın değil; arayışın kendisi. Her dizede aynı nakaratın tekrarı (“seni arıyorum”), bir çaresizliğin ritmi gibi vuruyor göğse. Ama bu ritim bağırmıyor, feryat etmiyor; usulca, yorgun yorgun, inatla tekrarlanıyor.
Şiirin gücü, sevgiliyi bulmak için seçtiği yerlerde: kahve tortusu, pencere tülü, kapı gıcırtısı, limon damlası… Bunlar, büyük romantik imgeler değil. Tam tersine, evin en küçük, en sıradan köşeleri. Şair sevgiliyi artık sokaklarda, deniz kenarlarında, büyük manzaralarda aramıyor; evin içinde, mutfakta, salonda, balkonda arıyor. Sanki sevgili gitmemiş de, evin her zerresine dağılmış gibi. Ve şair o zerreleri tek tek toplamak zorunda kalıyor.
Koşu yolları, Bağlarbaşı koruları, Kordon boyu… Burada şehir devreye giriyor. Şair sevgiliyi şehrin nabzına, sokaklarına, kokularına hapsetmiş. Sigara dumanında, martı kanadında, şiir satır aralarında, yağmur sağanağında… Her şeyde bir parça bırakmış sevgili. Ve şair, o parçaları bir araya getirmeye çalışıyor. Ama bir araya geldikçe, bütün olmuyor; sadece hasret daha da büyüyor.
Son bölümdeki çam kozası, sokak satıcısının bozası, semt pazarı, çiçek mağazası… İşte burada şiir en naif, en masum haline geliyor. Artık arayış büyük bir umutla değil; küçük, günlük, inatçı bir alışkanlıkla devam ediyor. Sevgili artık “büyük aşk” değil; hayatın en küçük ayrıntılarında yaşıyor. Ve şair, o ayrıntılarda onu aramaktan vazgeçemiyor.
Nakaratın her tekrarı, bir yara açıyor ama aynı anda o yarayı sarmaya çalışıyor. “Seni arıyorum” demek, aslında “hâlâ buradayım, hâlâ seni seviyorum, hâlâ vazgeçmedim” demek. Bu şiir vazgeçişin değil; vazgeçememenin şiiri. Ve o vazgeçememe hali, insanı hıçkıra hıçkıra ağlatıyor. Çünkü çoğumuz birilerini böyle arıyoruz hâlâ: bir tortuda, bir kıpırtıda, bir damlada, bir duman halkasında, bir martı kanadında…
Şair, sevgiliyi bulamıyor belki. Ama ararken kendini buluyor: yalnızlığını, özlemini, inatçı sevgisini. Ve başlık tam da bunu söylüyor: **Düşler Sığınağı**. Sevgili gerçek dünyada yoksa, sığınak düşler oluyor. Ama düşler bile artık güvenli değil; çünkü düşlerde bile aramak, uyanınca daha çok acıtıyor.
Bu şiir, sessiz bir ağıt gibi. Bağırmadan, feryat etmeden, usulca yakıyor. Ve bittiğinde, insanın içinde bir nakarat kalıyor: “Seni arıyorum…”
Teşekkürler paylaştığın için. Yine içimizi titretti, yine susturdu bizi uzun uzun. 🙏☕✍️✍️
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.