2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
99
Okunma
Ben bir madenci oğluyum baba…
Güneşi senden öğrendim
yerin yedi kat altında.
Sen sabahı görmeden inerdin toprağa,
biz akşamı görmeden özlerdik seni.
Ellerin kömür kokardı
ama o eller
dünyanın en temiz elleriydi bana.
Yirmi beş yıl…
Tam yirmi beş yıl
karanlığın bağrında
ekmeğimizi kazdın sen.
Yer altı sana mezar olmadı belki
ama ömrünü parça parça aldı.
Ciğerine dolan toz
bizim boğazımızda düğüm oldu şimdi.
Elli bir yaş…
Bir insanın yorulmaya yeni başladığı çağda
sen artık dinlenmeye çekildin baba.
Ama bu dinleniş
çok erken,
çok zamansızdı.
Üç evlattık biz.
Üç ayrı yürek
aynı dağın gölgesinde büyüyen.
Sen dağdın baba…
Sırtımızı dayadığımız
devrileceğini hiç düşünmediğimiz.
Şimdi rüzgâr sert esiyor.
Şimdi omzumuz boş.
Ben hâlâ senin ayakkabılarını hatırlıyorum kapının yanında.
Hâlâ akşam çayında bir sandalye eksik.
Hâlâ biri “baba” diye seslendiğinde
içimde bir yer çöküyor.
Yılların yorgunluğu
mesleğinin verdiği hastalık
senden çaldı bizi.
Ama sevgini çalamadı.
Çünkü sen
ekmeği bölüşmeyi,
susarak güçlü olmayı,
adam gibi yaşamayı öğrettin.
Ben bir madenci oğluyum.
Yüzümde belki kömür yok
ama yüreğimde senin alın terin var.
Bazen göğe bakıyorum…
“Yer üstü sana daha mı hafif baba?” diyorum.
Belki şimdi gerçekten ışık görüyorsundur.
Bil ki…
Bu oğlun dimdik durmaya çalışıyor.
Senin gibi.
Ama geceleri…
Geceleri içimdeki çocuk
hâlâ senin omzuna yaslanmak istiyor baba.
Özlem dediğin şey
insanın içinden eksilmeyen bir sızıymış.
Ben şimdi onu taşıyorum.
Ve gururla söylüyorum:
Ben
kömür karası bir sevdanın
temiz yürekli bir adamın
madenci oğluyum.
Ruhun şad olsun baba…
Sen karanlıkta çalıştın
biz aydınlıkta yaşayalım diye.
Unutmadım.
Unutmam.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.