Bağışlamayı bilenler, en çok bağışlanacak kişilerdir. p.j. bailey
redfer
redfer

Zira

Yorum

Zira

2

Yorum

9

Beğeni

0,0

Puan

2567

Okunma

Zira

Vaktimiz daraldı dünya yüzünde,
Bir manzaranın en yorgun kıyısında,
varlığın eşiğindeyiz şimdi.
Çoğu gitti ömrün; hani o bitmez sandığımız,
kehribar tespih taneleri gibi dizilen yıllar...
Avuçlarımızda sadece azı,
o da imbikten süzülmüş bir sızı gibi kaldı.

Zaman, kapımızı çalan
emanet bir misafir değilmiş meğer;
O, sıcak parayla işleyen,
merhameti meçhul, mahir bir bezirgân.
Geçmişin ağır külfeti omuzlarımızda bir yafta,
Lakin istikbal,
tek bir nefeslik kredi bile tanımıyor hayata.
Kesenizde ne kadar "an" varsa,
ancak o kadar alabiliyoruz
Varlığın o mağrur ve müstağni para üstünü.

Bizler, hep kendi gölgesinin önünde koşan,
Kendi hülyasına râm olmuş, meczup yolcularız.
Aklın hakikatten saptığı,
kalbin gurbete düştüğü o demlerde,
Asıl sermayeyi bir bardak çay buğusunda harcayıverdik.
Oysa "an", bir tecelli makamı,
bir vuslat durağıydı;
Biz onu hep,
ufukta belirecek muhayyel bir ihtimal sandık.

Ah, o her veda ile biraz daha tenhalarda kalan yanımız...
Sustuğumuz her kelime,
içimizde büyüyen o kimsesiz hıçkırık.
Dost çehrelerinde eskiyen o aşina tebessümler,
Ve ömür takviminden düşen her yaprakta,
Biraz daha sararıp solan o görkemli gençlik rüyası...


Biz bu fani hanın tozlu raflarında teselli ararken,
Kendi içimizde gizlenen o sonsuz deryayı unuttuk.
Nefsin perdelerini birer birer aralamak gerek şimdi,
Zira en büyük hicret,
insanın kendi batınındaki menzile yürüyüşüdür.

Gözün gördüğü sadece bir kisve,
kulağın duyduğu ise bir akistir;
Asıl ses, yalnızlığın tenhasında gizlenen
o ilahi "kün" emridir.
Varlıkla hiçlik arasındaki o ince sırıma tutunalım;
Çünkü mesele artık kemiyet değil,
Mesele, ezelden kopmayan o mukaddes ve ulvi neşve...

Onlar güzel atlara binip asude bir iklime gittiler,
Biz kendi nefis dağımızın önünde öylece durakaldık.
Benlikten örülen o devasa kuleleri yıkmak için,
Önce kendi içimize doğru bir hicrete çıkmak gerekmiş.
İçimizde yankılananlar bir veri yığını değil,
Bir kalbin ürperişi, bir ruhun inşirahıymış meğer.
Külüngün taşa değil,
cevhere vurduğu o mühürmüş baki kalan.

Zamanın rakamları avuçlarımda eriyip giderken
gördüm ki ,mekânsız bir yankıdan ibaretmiş âdemoğlu,
Sustuğu, kendinden vazgeçtiği yerden başlarmış asıl ezgisi.
Şimdi bu dar vakitte, bu ince geçitte,
Gönül heybemizde kalan son birkaç kırıntı.
Ne istikbalin gailesi, ne de mazinin giran yükü...
Sadece bir "hu" nefesi,
sadece bir "ah-ı intizar.



Şimdi hâtıralar,
bir gramofon iğnesi gibi cızırdayarak dönerken;
Eski bir mektup zarfında kuruyan gül,
bir devrin şahididir artık.
Baran sonrası topraktan yükselen o rayiha,
Sarı sokak lambalarının altında
dünyayı bir bakışta fethedeceğimizi sandığımız
O mütekebbir ve mahcup akşamüstleri...

Zaman,
bir dantele işlenmiş zarif ve rakik bir sevdaydı aslında;
Biz düğümleri hoyratça çözdük,
İstanbul’un o eski, o vakar dolu akşamları gibi
daldık uzaklara.
Modern zamanların o sağır edici gürültüsü,
Ruhumuzun ipekten seslerini nasıl da hoyratça yuttu...
Hangi ara vazgeçtik kendi özümüzden,
Hangi ara razı olduk bu yapay yalnızlıkların kuraklığına?

Biriktirdiğimiz tüm o eşyalar, unvanlar ve mermer hırslar;
Şimdi bir sonbahar yaprağı kadar hafif,
bir gölge kadar hükümsüz.
Geriye bakınca görünen; yaşanmışlıklardan ziyade,
Ertelenmiş kucaklaşmalar
ve sükûta mahkûm edilmiş o mahrem isteklerimiz...

Ve şimdi ömrün sonbaharı,
o en lirik, o en münzevi mevsim...
Bir ıssız bir hazan gibi dökülüyor yapraklar
ömrümüzün tozlu yollarına.
Rüzgâr, kadim bir dostun nefesi gibi fısıldıyor
Eksilen her gölge, zevale eren her ışık,
Bize o büyük rücunün şiirini mırıldanıyor.
Göçmen kuşların kanat seslerinde mahfuz o kadim keder,
Toprağa düşen her canla yeniden uyanıyor.

*

Güneş devrilirken kendi ufkumuzun ardına,
Cemale matuf ne varsa bakiyemizde,
O kalacak zamandan koparıp aldığımız tek ebedi hazine.
Ve nihayet, perde ağır ağır ve vakarla kapanırken;
Elimizde ne dağ kaldı,
ne dünya, ne de o yorgun külünk...
Sadece aşkın o sönmeyen, o kadim ve bîvefa ışığı.

Gidiyoruz işte,
sudur ettiğimiz o isimsiz menzile,
Varlık dağından süzülen bir katre misali,
Ummana karışıp mutlak bir huzurla susmaya...
Ömür bir geçitti, su gibi süzüldü ayaklarımızdan,
Su gibi aktı alnımıza yazılan o kader çizgisi.

Şimdi bir sessizlik çöker sofralara,
Boş kalan sandalyelerde asılı kalır hüzün.
Adımız yavaşça silinirken fani defterlerden,
Geride sadece kırık bir testi,
tozlu bir pencere önü,
ve hiç söylenmemiş o son söz kalır.

Ağaçlar bizi unutur,
rüzgâr adımızı taşımaz olur.
Biz de geçtik bu fâni cihandan;
Eksiğimizle, aczimizle ve nihayet sevgimizle...
Biz geride kaldık,
Kendi iç sesimize gömülmüş birer yetim gibi...
Çoğu gitti,
Azı kaldı.

redfer

Paylaş:
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Zira Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Zira şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Zira şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
bdbedri
bdbedri, @bdbedri
31.1.2026 00:14:58
Şiirin, insanın kendi içindeki sonsuz yolculuğu ve fani dünyanın aldatıcı gölgeleri arasında sıkışıp kalışını öyle derin, öyle hüzünlü bir lirizmle anlatıyor ki, okurken nefesim kesildi.
Kendi gölgesinin önünde koşan, hülyasına ram olmuş "meczup yolcular" olarak tanımladığın o halimiz, tam da modern insanın trajedisi: Anı bir bardak çay buğusunda harcamak, vuslatı ertelemek, asıl sermayeyi ufukta aramak... Bu satırlar yüreğe hançer gibi saplanıyor, çünkü hepimizin ortak günahı bunlar.
Nefsin perdelerini aralama çağrın, "en büyük hicret"in batına doğru oluşu, "kün" emrinin yalnızlığın tenhasındaki sesi... Bunlar şiire mistik bir derinlik katarken, aynı zamanda evrensel bir iç hesaplaşma hissi veriyor. Zamanın eriyişi, hatıraların gramofon iğnesindeki cızırtısı, sonbahar yaprakları gibi dökülen ömür... Her imge, yaşanmışlığın ağırlığını ve aynı anda hafifliğini öyle ustaca dengeliyor ki, okurken hem ağlıyor hem teselli buluyorsun.
Özellikle finaldeki o muhteşem kapanış – "sadece aşkın o sönmeyen, o kadim ve bîvefa ışığı" ile ummana karışıp susma arzusu – insanı hem ürpertiyor hem de bir tür manevi feraha kavuşturuyor.
Redfer, bu şiir gerçekten "Zira" adını hak ediyor; zira her satırında bir "zira" var: zira unuttuk, zira vazgeçtik, zira asıl mesele buymuş... Ve zira okuyan herkesi kendi içindeki o kimsesiz hıçkırıkla baş başa bırakıyor.
Kalemine, yüreğine, bu derin iç döküşe sağlık. Hepsini okudum. Hoşgörğnüze sığınarak yarısını irdelemeye çalıştım. Düşün dünyanızın derinliği daim olsun. Selam ve sevgi bırakarak paylaşım için teşekkür ederim. 🙏
Etkili Yorum
Ebuzer Ozkan
Ebuzer Ozkan, @ebuzerozkan
31.1.2026 00:49:19
Şiir, ömrün geçiciliğini, zamanın ağırlığını ve insanın kendi iç yolculuğunun derinliğini muazzam bir lirizmle dile getiriyor. “Zira en büyük hicret, insanın kendi batınındaki menzile yürüyüşüdür… Şimdi bir sessizlik çöker sofralara, Boş kalan sandalyelerde asılı kalır hüzün” dizeleri, hem hayatın fani yanını hem de ruhun ebedi arayışını çarpıcı bir şekilde hissettiriyor. Okuyan, geçmişin anıları, ertelenmiş duygular ve unutulmuş özlemler arasında kendi iç hazinesini keşfeder gibi bir yolculuğa çıkıyor.

Yüreğinize sağlık, harika dizelerdi. Nice güzel eserlerde buluşmak dileğiyle, saygı ve selamlarımla, esen kalın.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL