1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
107
Okunma
Bir kuş vardı,
adı yoktu
ama yarası vardı.
Yolda buldum onu,
insanlığın ayak izlerini
çoktan terk ettiği bir yerde.
Çamurun içinde,
hayatla pazarlık yapıyordu.
Kanatları kırık,
ayakları paramparça,
bakışları açlıktan ve korkudan
çökmüştü içine.
Titriyordu.
Soğuktan değil yalnız,
dünyaya güvenememekten.
Gözlerimin içine baktı.
Ne dili vardı konuşmaya
ne gücü kaçmaya.
Ama gözleriyle
emanet etti kendini bana.
İşte o an
insan olduğumu hatırladım.
Eğildim,
aldım onu yerden.
Bir canı daha
ölümün elinden çekip aldım.
Eve getirdim.
Kirini yıkadım,
yarasını sardım.
Açlığını doyurdum,
korkusunu susturmaya çalıştım.
Tanrı misafiri dedim,
çünkü çaresizdi.
Çünkü muhtaçtı.
Zaman geçti.
Yaralar kapandı.
Kanatlar güçlendi.
Gözlerine hayat geri döndü.
Beni görünce şakıdı.
Sesine sevinç bulaşmıştı.
Artık korkmuyordu.
Ben ise
fazla bağlanmıştım.
Bir kuşa değil,
iyiliğin karşılıksız kalmayacağına inanmıştım.
Her yere onunla gittim.
Derdimi ona anlattım.
Sessizliğime yoldaş yaptım.
Kapılar açıktı.
Pencereler açıktı.
Kalbim de…
“Gitmez” sandım.
“Unutmaz” sandım.
“Vefa öğrenmiştir” sandım.
Bir gün,
ben uykudayken
kapalı pencereyi açtı.
Ve gitti.
Ne bir ses,
ne bir bakış,
ne bir veda…
Uyandığımda
ev soğuktu.
Rüzgâr dolmuştu içeri.
Ama asıl üşüten
yalnızlıktı.
Bir çay demledim.
İçtim.
Ve kendi kendime dedim ki:
Ey kuş…
Nankör kuş…
Kuş beyinli kuş…
Bir daha kanadın kırılırsa
seni yerden alacak
bir Güner bulamayabilirsin.
Bir daha çamura düşersen
merhamet
kapını çalmayabilir.
Çünkü
iyilik çok,
iyilik yapan az.
Ve bil ki,
bir gün
aynı yalnızlık
seni de bulursa,
ölüm
nimet gibi gelir insana.
Yolun açık olsun.
Ama unutma:
İnsanlığın kapısını
herkes ikinci kez
bulamaz.
Ozan Güner Kaymak
Amsterdam – 15.03.2005
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.