0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
64
Okunma
Hasta adam
Sebeb-sonuç ilkeli varlık
Sebeb-sonuç ilkeli varlık...Her şeyin sebebini bil tarih öğretmendir sor analiz et tarihi Karun nasıl zengin oldu Firavun nasıl lider oldu...ama karunluk için sorma Firavunluk için de sorma Osmanlı ticaret yollarını kaybetti hasta oldu...Para kapısı kapanırsa hasta olursun...Rakiplerinin gözünde çünkü paranla silahın ile ölçer düşman seni...
Hasta ADAM adamoldu iyileşti TDT var artık Pakistan yanımızda ve nüklerli.Ülkemde ve bölgemde terör yok olmaya hasta olmaya mahkum
Peygambermiz gelinc ırkçılık putçuuk hastalığına üşmüş toplum kardeş oldu...İlime koş bilime koş tekniğe koş...Ganimet koş kardeşlik kendiliğinden gelir...ilim insanı insan yapan en büyük sebebtir... deneyleri analizle ilme koşulur...Zenginlik kardeşlikten sonra gelir terör bittikçe zenginlik gelecektir...
Kardeşlerinle ölçer düşman seni...Yanlızlaşma…
Kedi yılanın boğazına şah damarına dalar para ve silah depoları ülkelerin can damarıdır.yılan kediye mağlup olmaya mahkum kalıyor hayvanda da bitkide de ilim var ama sınırlı ateistin de ilmi sınırlı Allahın ilmine koş yani varlık aynasını oku...varlık kitabını oku...Kur’an varlık kitabının okunmuş halidir...vahiyle Allahtan geldi deneyle ispatlıdır Kur’an...Deneyle analizle mantıkla ispatlıdır Kur’an çünkü ilimdir...İlahi yani sınırsız ilim var Kur’anda…
YPG kalır mı TDT var artık eli mahkum yok olmaya...parası da silahı da biter çünkü bir avuç silahla bir avuç parayla nereye kadar direnecek ki...İsrail de biter...ABD güçlüden yanadır NTE bizde İsrailde petrol bile yok...biter bir gün dökme su nereye kadar...NTE bir büyük lütuf Türke...Türk yüz yılındayız...Dostlar artar çünkü NTE bizde...İngiliz de Türkü seçer İsraili terki seçer...din değil ekonomi önemli zamanımızda çünkü...
Sebeb-sonuç ilkeli varlık
Terör bitmeye mahkum NTE bizde çünkü...düşamn dost olur parası olana...NTE si olana da...İlkedir bu varlıkta...Tarihe sor istersen...veya dene ve geçmiş ömrünü analiz et...paran yoksa kardeşlerin bile düşman olur...
TDT güçlendikçe ülkede ve bölgede terör bitmeye mahkum sebeb-sonuç ilkeli varlık.Pakistan ve katarla birliğimiz güçlendikçe de...Kardeşin güçlendikçe düşmanın gözünde büyürsün Pakistanın nükleri bizi büyük yaptı...
"Geçti BORUN pazarı sür eşeğin niğdeye"zaman boru da eşeği de pazarıda yok etti...O tarikatinde O mezhebinde zamanı geçti Yenile Osmanlı yenileyemedi Yenileyemeyen silinir tarihden İlme koşmayan eski mezheble yetinen tarihden hep silinmiş sor tarihe her peygamber yeniledi dini Her bahar ağacın meyvesini ve yaprağını yeniler ve ağacı büyütür...son peygamber din ağacını son zirveye büyütttü…Hz Ademde KISAS şerdi..insan azdı çünkü...Nüfüsü az olan ülke KISAS ve İDAM cezası uygulamalı der deneyler ve deneylerin ıslah ettiği mantık...
Deneylerdir mürşit...Kur’an peygamber kıssalarını deney saymamız içindi denenmişi deneme der...Nuh gemi yapan varsa toplumda o toplumun asileri yok olur der Nuh kıssası...silah üret asilerin teröristlerin düşmanların tükenir der Nuh kıssası Tekrar tufan olmayacak ki deme...Nuh gemi üretti düşmanlarını zaman yok etti...Tufanla yok etti tufan şart değil silahlının düşmanı olmaz barınamaz ilke var varlıkta Nuh kıssası bu ilkeyi öğretmek içindir Kur’anda...deney öğretir Kur’an ilke öğretir varlıktaki ilkeleri sünnetullahları yani...sünnetullah deneylerdir...Tekerrür eden deneylerdir sünnetullahlar tarin tekerrürden ibarettir...deneyler ilke yol yordam sıratı müştekim öğretir eski mezheplerden kurtarır...Faiz almamak faizi terk haramdır zamanımda...deneyler bunu söylüyor...Medine devletinde borç vermek vardı borç vermek yoksa toplumda faiz farzdır haram sanma..."Geçti borun pazarı sür eşeğin Niğdeye" geçer mezheb fetvalarının önemi kıymeti dün kıymetli olan fetva ayak altına düşmeli...Kabe içinde put vardı Kıble seçilmedi...Hz İbrahim yaptı o hep kıymetlidir dme put varsa ikinci derecedir kıymeti...yani hayvanlık öğretir putçu eğitim Kabe okul hz İbrahimin açtığı okul ama bozguncu okul olmuştu müşrik Arabın elinde...Putçu eğitimin merkezi olmuştu...İlk kıble seçilmedi bu sebeble...şirk hayvani eğitimin hayvani ilmin hayvani ahlakın ürünüdür...ot olmaktan üstün esfeli safilindir ot ilmi ot ahlakı ot ilkeleri...bir de cansızlar var onların eylemleri esfeli safilinliktir taş kimin elindeyse ona hizmet eder kabilin elinde Habili öldürür...Taşın ilmi ve iradesi esfeli safilinliğe düşürür insanı taş ahlakı taş ilmi taş ilkeleri halleri eylemleri düşünceleri duyguları duygularını teslim etti taş kabile ve habili ldürdü Evliya diyerek duygunu ona teslim etme esmalara teslim ol çamurdandır evliya ve peygamber...Elçiye değil ölçüye tabi ol...Peygamberdi hz Adem ilmi onu cennetten etti taş toprak ilmi hz Ademi cenneten etti kabilin elindeki taş Kabili cennetten etti...taşa teslim oldu Kabil esmalara değil esmalara kul et elindeki taşı nükleri değilse Esmalara zarar verirsin Allah da seni cehennemine atar esmalara secde et taşa değil ey kabil...Kardeşini ööldürecek bir taşa secde yanlış işte...ama esmalara secde et...Peygamberin ırkına çamuruna değil ilmine kıymet var..."Bir alimden bir zalim" hz Ali soyunun hakkıdır imamlık deme şia gibi...deneyler deme der çünkü...Hz Ademin oğlu Kabildi Nuhun oğlu kenan var örnek dedi Kur’an taşa toprağa kıymet verenin kıymeti taş kadar olur...Ali soyuna peygamber soyuna secde yok...Şeytan hz Ademin ilmine secde etmedi Toprağına secde haramdı Allah da toprağına secde et buyurmamıştı...Peygamber ırkı peygamber soyu Kabilin eline geçse habili öldüren taş olur...Hacerül esveddir sanma...
Sebeb-sonuç ilkeli varlık
Deney ve deneyin ıslah ettiği mantık peygamberdir cebraildir sana değilse Kur’an şifa sanma zehirdir sana Kur’an esmaya köleliği seçene şifadır tek...Deneye asi Kur’an öğretisi şeytan öğretisidir ...şeytan mezhebidir deneye ve deneyin ıslah ettiği mantık mihenk taşıdır...Kur’andan aldığın her şey altın sanma çakıl taşı da var nehirde altın madeni de FARUK ol yani deney ve deneyin ıslah ettiğimantığı mihenk taşı seç...Şeytan mezhebi oldu ırk mezhebi oldu işte şia ve sunnilik ve İran-Arab yeni deneye asi olmayan bir mezheb oluşmadıkça kardeş olamayacaktır...
Sebeb-sonuç ilkeli varlık
Deney ve deneyin ıslah ettiği mantık mihenk taşın olsun yeni mezheb ve yeni tarikat oluştur...Ağaç her yıl meyvesini ve yaprağını yeniler...Asrın zamanın müceddidi ol Mehdisi ol...Mehdilik günümde deneyi mihenk taşı edinmiş bir ekibin bir analiz ekibinin adıdır kişi mehdi olamaz çünkü seçimi Allah yapmıyor...Allah tek kişiyi görevlendirir İmam-Hatip okulları gibi bir eğitim kurumunun adıdır artık Mehdi...Sizden bir ekip olsun dedi Kur’an
104﴿ İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Tefsir
Yüce Allah önceki âyetlerde inkâra sapmaları ve başkalarını da saptırmaları sebebiyle Ehl-i kitabı kınamıştı. Bu âyetlerde de müminlere iman ve takvâyı emrettikten sonra başkalarını da İslâm’a çağırmalarını emretmektedir.
Ümmet tabiri burada “topluma önderlik edecek olan grup” anlamına gelmektedir (bilgi için bk. Bakara 2/128, 213). Yüce Allah müslümanların içinde onlara önderlik edecek, birlik ve beraberliklerini sağlayacak, onlara iyiliği emredecek, onları kötülükten sakındıracak, insanları İslâm’a çağıracak bir sosyal kontrol mekanizmasının bulunmasını istemektedir. Müfessirler müslümanların böyle bir kurumu oluşturmalarının farz-ı kifâye olduğunu belirtmişlerdir. Bu görev yerine getirilmediği takdirde, görevin özelliğine göre o topluluğu meydana getiren yükümlülük çağındaki bütün müslümanlar bu ihmalden dolayı sorumlu olurlar (Elmalılı, II, 1155). Nitekim Tevbe sûresinin 122. âyetinde de her topluluktan bir grubun gerekiyorsa ilim yolculuğuna çıkıp dini iyice öğrenmeleri ve toplumlarına döndükleri zaman onları eğitip uyarmaları istenmektedir. Bu faaliyette görev alanlar: a) İnsanları iyiliğe, doğruluğa, güzel ve yararlı olan şeylere çağıracaklar, kötülüklerden sakındıracaklardır.
b) Toplumun birlik ve bütünlüğünü sağlayacaklar, onları bölünüp parçalanmaktan koruyacaklardır.
Sözlükte özellikle “iyi, iyilik” anlamına gelen hayır, İslâmî terminolojide bu anlamların yanı sıra “en iyi, (iki veya daha çok şeyden) daha iyi olanı; yararlı, değerli, üstün; akıl, adalet, fazilet; servet, malî yardım; Allah’ın insanlar için takdir ettiği iyi durum” gibi mânalarda kullanılan geniş kapsamlı bir kavramdır. Kelimenin Kur’an-ı Kerîm’de ve hadislerde gerek tekil gerekse çoğul şekliyle sık sık tekrar edildiği görülür. Âyetlerde genellikle Allah’ın rızâsına uygun düşen, insanların kendileri, aileleri ve toplumları hakkında faydalı olan, âhirette sevap kazandıran tutum ve davranışlardan, fert ve kamu yararına olan servet, mülk, kurum ve düzenlemelerden hayır, bunların zıddı olan şeylerden de şer diye söz edilmiştir (hayır ve şer hakkında daha geniş bilgi için bk. Bakara 2/215).
Meâlinde “iyiliği emredip kötülüğü menetme” diye tercüme ettiğimiz emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker, dinî ve ahlâkî bütün buyruk ve yasakları kapsayan geniş kapsamlı bir deyimdir. Urf (örf) kökünden gelen ma‘rûf “iyi, iyi olarak bilinen, örf haline gelmiş olan tutum”; nükr kökünden türetilmiş olan münker ise “çirkin, kötü, aklın veya dinin kötü kabul ettiği davranış” demektir. İslâmî terminolojide genellikle mâruf “hayır”, münker de “şer” anlamında kullanılır. Buna göre emir bi’l-ma‘rûf “iyi olanı emretme, iyiliği ve güzelliği yaymaya çalışma”, nehiy ani’l-münker ise “kötülüğü yasaklama, kötülüğe karşı çıkma” anlamına gelir.
Kur’an-ı Kerîm’de sekiz âyette iyiliği emretme ifadesi yer alır. Bir âyette iyiliği yasaklayanlar kınanır (Tevbe 9/67). Ayrıca otuz âyette mâruf kelimesi “iyilik, iyi güzel, örf haline gelmiş tutum ve uygulama” gibi anlamlarda geçer. Bu âyetlerin birinde “Güzel (mâruf) bir söz, arkasından eziyet gelen sadakadan daha iyidir” (Bakara 2/263) buyurulmuştur. Münker kelimesi ise on altı âyette geçer. Bunların sekizinde mâruf kelimesiyle birlikte “iyiliği emretme, kötülüğe karşı çıkma” anlamını ifade edecek şekilde, diğerlerinde ise genel olarak “kötü, çirkin, kamu vicdanını rahatsız eden, meşruiyet sınırını aşan tutumlar” anlamında kullanılmıştır. Mâruf ve münker kelimelerinin Kur’an-ı Kerîm’deki bu kullanımları hadislerde de yer alır (meselâ bk. Buhârî, “Mezâlim”, 22; Müslim, “Libâs”, 114, “Îmân”, 78; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 12, “Melâhim”, 17; Tirmizî, “Fiten”, 9, 11; Nesâî, “Îmân”, 17).
İslâm ahlâkına göre toplu yaşamak zorunda olan insanlık, bu yaşayışın uyumlu olarak sürdürülebilmesi ve iyiliğin hâkim kılınabilmesi için birtakım kurallara uymakla yükümlüdür. İslâm ahlâkında başlıca toplumsal kurallar dinî buyruk ve yasaklarla zaman ve mekâna göre değişmezlik kazanmış, her birey, iyiliğin yaygınlaşması ve kötülüğün önlenmesine kendi ölçüsünde katkıda bulunmakla yükümlü kılınmıştır. İslâm toplumunun en önemli ilkelerinden olan emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker görevinin yerine getirilmesi, her müslümanın, toplum içindeki konumuna, maddî ve mânevî gücüne göre katıldığı bir sorumluluktur. Kur’an-ı Kerîm’deki ifadesiyle “yeryüzüne sâlih kulların hâkim olması” (Enbiyâ 21/105) idealine hizmet etme sorumluluğudur. Hz. Peygamber bu görevin önemini ve kapsamını şu şekilde belirtir: “Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülüğe engel olursunuz ve zalimin iki elini tutup onu hakka çevirir, doğruluğa zorlarsınız veya (bunu yapamazsanız) Allah, sizin iyilerinizin kalplerini de kötülerinkine benzetir ve daha önce İsrâiloğulları’na olduğu gibi size de lânet eder” (Ebû Dâvûd, “Melâhim”, 17). Kur’an-ı Kerîm, savaş zamanlarında bile belli bir topluluğun savaşa katılmayıp, dini öğrenmelerini ve savaşa gidenler döndüklerinde onları uyarmalarını, iyiliği emretme kötülüğe karşı gelme faaliyetini sürdürmelerini öngörmüştür (Tevbe 9/122). Hz. Peygamber’in şu sözü bu konuyla ilgili olarak normal şartlarda her müslümana görev yüklemektedir: “Bir kötülük (münker) gören kişi onu eliyle önlesin. Buna gücü yetmeyen diliyle karşı çıksın. Bunu da yapamayan (kötülüğe) kalben buğzetsin ki, artık bu da imanın en zayıf derecesidir” (Müslim, “Îmân”, 78; Tirmizî, “Fiten”, 11). Buna göre: a) “Kötülüğü el ile önleme” sorumluluğu, müslümanları toplumda iyiliğin kökleşmesini ve kötülüğün giderilmesini sağlayacak bir siyasî güç meydana getirmek ve sağlam bir toplumsal yapı oluşturmakla yükümlü kılar. Bu sağlam yapı vicdanı ve ahlâkı bozulmuş olduğu için kötülük işlemekten çekinmeyenleri, hiç olmazsa açıktan açığa kötülük işlemekten uzak tutar. Ancak hadisin “kötülüğü el ile önleme” kısmının rastgele kişilerin kaba kuvvet kullanmalarını, düzensizliği ve başı bozukluğu ifade etmediğini belirtmek gerekir. Çünkü bundan birçok âyet ve hadiste şiddetle yasaklanmış bulunan fitne doğar.
b) “Kötülüğe dille karşı çıkma” sorumluluğu genel olarak iyilikten yana olma ve kötülüğe tepki gösterme bilincinin toplumda canlı tutulmasını, eğitim, öğretim, irşad, yazılı ve sözlü yayınlar gibi kurumsal çalışmaların önemini gösterir. Bunun için âyette “Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun” buyurulmuştur.
c) “Kötülüğe kalben buğzetme” bütün müslümanlar için en düşük düzeyde bir sorumluluktur. Anılan hadiste Hz. Peygamber bunu “imanın en zayıf derecesi” saymıştır. Çünkü kalple buğz, –olumlu davranışlarla tamamlanamadığı sürece– “el” ve “dil” ile kötülüğe karşı koyma yollarına başvurmadaki âcizliği ve güçsüzlüğü gösteren pasif bir tavırdır.
İyiliğe arka çıkıp kötülüğe karşı koyma, ağır olduğu kadar da değerli bir ödevdir. Ancak insanları iyilik yapmaya ve kötülükten uzak durmaya çağıran kişinin, öncelikle kendisi bu görevi yerine getirmelidir. Bununla ilgili bir hadiste bildirildiğine göre böyle birini cehennemde görenler, “Ey filân, bu ne hal! Sen dünyada iyiliği emredip kötülükten alıkoymaya çalışmaz mıydın?” derler. Adam şu cevabı verir: “Ben size iyiliği emreder, fakat kendim yapmazdım; kötülüğü yasaklar, ancak kendim kötülük yapardım” (Buhârî, “Bed’ü’l-halk”, 10; Müslim, “Zühd”, 51; geniş bilgi için bk. Mustafa Çağrıcı, “Emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker”, DİA, XI, 138-141).
Müfessirler bu görevi üstlenecek kimselerin, –görevi hakkaniyetle yerine getirebilmeleri için– bazı özelliklere sahip olmalarının şart olduğuna işaret etmişlerdir. Bu kimselerin her şeyden önce güç ve kudret sahibi olmaları; iyiyi kötüden, hayrı şerden ayırt edecek derecede ilim ehli olmaları ve beşerî münasebetleri güzel bir şekilde yürütebilecek iyi ahlâka sahip olmaları gerekir. Güçsüz kişiler bu görevi yerine getiremeyecekleri gibi, cahiller de yerine getiremezler. Bunlar iyiyi kötüyü birbirinden ayırt edemedikleri için bazan insanları hayır diye şerre çağırabilirler; kötülükten sakındırmak isterken iyiliği engelleyebilirler. Yumuşak davranılması gereken yerde sert, sert davranılması gereken yerde yumuşak davranabilirler. Bu görevlerin tatlı bir üslûpla yapılması, görev yapılırken gönül kırmaktan ve fitne çıkarmaktan sakınılması gerekmektedir. Nitekim Allah Hz. Peygamber’e kötülüğü en güzel davranışla savmasını emretmiş, böyle yaptığı takdirde düşmanların dahi dost olacağını bildirmiştir (bk. Fussılet 41/34).
Kaynak: Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 645-649
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.