0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
34
Okunma
Sessizliğin en kimliksiz halinde kayboldum, ismimi ararken boş mezar taşları sokağın da. Yuvasından düşmüş bir serçe yavrusu gibi titrerken yüreğim gecenin kalbine cellat gibi duran sokak lambasının altına oturup çıkardım cebimden buz tutmuş şiirlerimi. İçimin sokaklarına sis gibi dolan dumanı bitmiş sigaramı parmaklarımın arasında ezerek yaslandım yüzü kara göğe. Sayfalar arasında ruhlarını yitirmiş cümleler buldum kimi sen ile başlayan kimi ben ile biten. Biz olur umuduyla payıma düşen birkaç kalp atışını da bıraktım satırlar arasına ve devam ettim kayboluşuma...
İsimsizliğin en sağır çığlığıyla kim olduğumu bilmeden şehir şehir aradım sırra kadem basmış geçmişimi. Adımı bilmeyişin yorgunluğu vardı dilimde, ellerim cebimin en karanlık ve boş odalarında hapisti bende ayaklarımla dokundum her bir taşa. Ezberlediğim şiirler de eklendi birer birer kayboluşlara ve ben kim olduğumu bilmeden nefes aldım, en çekilmez, en huysuz ve en sinirli halimle...
Kuşanıp beyaz boş kağıtları yine dökülüyorum sokaklara şafağın bir vakti. Bitirebilmek için siyah satırları, heybemin söküğünden düşüp kaybolan noktaları arıyorum elimde kalem ve dilimde kelime olmak için sıra bekleyen birkaç harf. Yeşil gökyüzünü ve mavi sokakları hayal edebilmek için karamsarlığını sökerken beyazın kalbinden, sokakları erdemsiz bedenlerle dolan şehirde nereye gitsem yüzleri duvar adamlar, nereye gitsem yüzleri mezar kadınlar, nereye gitsem yüzleri havar çocuklar…
Hayatın tam ortasında duran bir virgül ile başladı içimin kuşlarının ölüşü ve ben en çok silgi olamayışımda kayboldum. İnsan hangi mevsimde sararır ve hangi mevsimde dökülür bilemem ama ben en sonundayım satırların…