0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
59
Okunma
Sessizliğin en kimliksiz hâlinde kayboldum,
ismimi ararken boş mezar taşları sokağında.
Yuvasından düşmüş bir serçe yavrusu gibi titrerken yüreğim,
gecenin kalbine cellat gibi duran sokak lambasının altına oturup
çıkardım cebimden buz tutmuş şiirlerimi.
İçimin sokaklarına sis gibi dolan
dumanı bitmiş sigaramı parmaklarımın arasında ezerek
yaslandım yüzü kara göğe.
Sayfalar arasında ruhlarını yitirmiş cümleler buldum;
kimi sen ile başlayan,
kimi ben ile biten.
Biz olur umuduyla
payıma düşen birkaç kalp atışını da bıraktım satırlar arasına
ve devam ettim kayboluşuma...
İsimsizliğin en sağır çığlığıyla,
kim olduğumu bilmeden
şehir şehir aradım sırra kadem basmış geçmişimi.
Adımı bilmeyişin yorgunluğu vardı dilimde.
Ellerim, cebimin en karanlık ve boş odalarında hapisti.
Ben de ayaklarımla dokundum her bir taşa.
Ezberlediğim şiirler de eklendi birer birer kayboluşlara
ve ben,
kim olduğumu bilmeden nefes aldım;
en çekilmez, en huysuz ve en sinirli hâlimle...
Kuşanıp boş beyaz kâğıtları,
yine dökülüyorum sokaklara şafağın bir vakti.
Bitirebilmek için siyah satırları,
heybemin söküğünden düşüp kaybolan noktaları arıyorum.
Elimde kalem, dilimde kelime olmak için sıra bekleyen birkaç harf.
Yeşil gökyüzünü ve mavi sokakları hayal edebilmek için karamsarlığını sökerken beyazın kalbinden;
sokakları erdemsiz bedenlerle dolan bu şehirde,
nereye gitsem yüzleri duvar adamlar,
nereye gitsem yüzleri mezar kadınlar,
nereye gitsem yüzleri havar çocuklar...
Hayatın tam ortasında duran bir virgül ile başladı
içimdeki kuşların ölüşü.
Ve ben,
en çok silgi olamayışımda kayboldum.
İnsan hangi mevsimde sararır
ve hangi mevsimde dökülür, bilemem.
Ama ben
en sonundayım satırların…
Erdem Mühürdaroğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.