1
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
158
Okunma
Belki bir deniz kenarında diye kurmuştuk en güzel hayallerimizi, el ele tutuşup bakarken ufka anılarımıza dalıp gidecektik. Güneşin denize vedasını izlerken, dalgaların fısıltısı en güzel şarkımız olacaktı. O an zaman duracak, sadece biz, martıların sesi ve geleceğe dair sonsuz umudumuz kalacaktı.
Gözlerin, batan güneşin yansıdığı en güzel liman olacaktı benim için. Ve ben, o limana sığınan yorgun bir yolcu gibi, tüm fırtınalarımı dışarıda bırakıp yalnızca senin huzuruna demir atacaktım. Başını omzuma yasladığında dünyanın bütün gürültüsü dinecek, geriye sadece kalplerimizin birbiri için atan o ortak ritmi kalacaktı. O ufuk çizgisi, artık batan bir günün değil, birlikte karşılayacağımız sonsuz sabahın habercisi olacaktı. Ve biz, bir ömrü o anın sıcaklığına sığdırıp, verdiğimiz sessiz sözlerle geleceğimizi oracıkta, o deniz kenarında yazacaktık.
Ama hayat, hayallerimizi kurduğumuz o sakin deniz gibi değildi. Kendi fırtınaları, kendi amansız dalgaları vardı. O dalgalar bizi yavaş yavaş birbirimizden ayırıp farklı sahillere sürükledi. Aramıza önce şehirler, sonra bahaneler ve en sonunda da acıtan bir sessizlik girdi. O "sonsuz sabah" hiç doğmadı ve el ele ufka baktığımız o an, zihnimizde donup kalan solgun bir fotoğrafa dönüştü.
Şimdi ne zaman bir deniz kenarına gitsem, o hayali arıyorum. Dalgaların fısıltısı artık en güzel şarkımız değil, kaybettiklerimizi anlatan bir ağıt gibi geliyor. Ve ufuk çizgisi... O çizgi artık geleceğin bir habercisi değil, ne kadar yakın görünse de asla ulaşılamayan o hayalin ta kendisi. O liman olan gözlerin ise şimdi hangi denizlere bakıyor, bilmiyorum. Bizim hikayemiz, en güzel yerinde yarım kalmış bir şiir gibi, o deniz kenarında öylece kalakaldı.
İlker Mavi
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.