2
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
109
Okunma

Şiir hakkında.
Bu şiir, varoluşsal bir yalnızlığın ve hayatın bıraktığı derin izlerin melankolik bir keşfidir. Şiirdeki ses, kendini dünyadan ve belki de kendinden yalıtılmış hisseder; kalbi bir körfezde ağırlaşmış eski bir tekne, ruhu ise haritalarda yeri olmayan, ulaşılmaz bir ada gibidir. Geçmişin acıları ("hüzün atlası"), söylenmemiş sözler ("dipsiz mağara") ve içsel fırtınalar ("göğsümdeki okyanus") güçlü imgelerle betimlenir. Yalnızlık, güneş vursa da çıkmayan, tene giyilmiş bir "gölge"ye benzer.
Ancak bu içe kapanışın ve kederin ortasında, şiir bir dönüşüm anına da işaret eder. Korku ve kaygıların rüzgara bırakılmasıyla, yaralı ruh "inatçı bir kök" misali sessizce yeniden tutunur toprağa. Şiir, en sonunda, yaşamın tüm zorluklarına ve içsel fırtınalara rağmen, "tuzlu bir nefes" alıp "denize gülümseyen bir kaya" gibi metanetle durabilmenin; yani usulca kabullenmenin ve direnmenin mümkün olduğunu fısıldar..
Gölge Atlası..
Kalbim eski bir tekne, demirli içimin körfezinde,
yelkenleri yırtık rüzgarlardan, küpeştesi tuzdan ve yastan.
Ruhum, haritada olmayan bir ada sanki,
ayak basılmamış kumsallara sürgün, dalgaların insafında.
İçimde fısıltılar birikiyor, dipsiz bir mağarada yankısız dualar gibi,
gözlerimde dinmeyen bir sağanak hüznü,
bulutları hep kendi göğümde taşıyorum, ağırlığınca.
Yürüdüm; ayaklarımda cam kırıkları zamanın,
avuçlarımda kurumuş güllerin ihaneti ve dikenleri.
Kader değil bu; derime işlenmiş, görünmez mürekkeple bir hüzün atlası.
Hayat sundu kadehini; içtim, yudum yudum,
bazen keskin bir yosun tadı kaldı damağımda, bazen yakut yakıcılığında.
Sessizliğimi bir dağ başına bıraktım geceleyin,
rüzgâr ulusun, yankılansın diye kimsesiz doruklarda.
Sığınacak bir omuz aramadım belki hiç,
ya da her liman sığ kaldı taşıdığım okyanusa.
Yalnızlığım, tenime giydiğim bir gölge; güneş vursa da çıkmayan.
Gecenin serin nefesine anlattım sırlarımı,
yıldızlar dinledi sabaha dek, sessiz ve kadim şahitlerce.
Kelimelerim düğümlendi boğazımda, yutkundum,
sustum, suların en derinlere çekilişi gibi, ağır ve kesin.
sakladıklarım bir dağ gölgesi şimdi, altında uyuyan unutulmuş kentler misali.
Haykırmak istedim, sesim bir martının çığlığıydı belki,
uçurumlara çarpıp boşluğa karışan, yitik bir ezgi.
Sonra küller değil, toprağın sabırlı kalbinden filizlendim;
inatçı bir kök gibi, ışığa susamış, ama sessizce.
Kimse bilmedi göğsümdeki o engin denizi;
mercan resiflerini kederden, derindeki batık umutları.
Umut; bazen avuçta tutulan bir ateş böceğiydi, anlık bir parıltı,
bazen de yalçın bir kaya ucunda bekleyen sabır taşı,
dalgaların öfkesine inatla direnen.
Dünya dönüyor, evet, ama sanki hep aynı gölge uzuyor önümde inatla.
Ve insan, kendi labirentinde bir gölge avcısı çoğu zaman,
çıkışı ararken kendini kaybeden.
Kaygıyı ve birikmiş korkuyu saldım dün gece rüzgara,
uçurtmalar gibi özgür bıraktım, göğe emanet.
Yerine bir avuç deniz toprağı serptim sol yanıma, iyot kokulu bir teselli.
Belki de yaşamak; bu sonsuz göğe, bu yorgun denize, bu kayıtsız toprağa inat,
nefesinde tuzlu bir şarkı saklayarak derince,
her şeye rağmen,
denize gülümseyen bir kaya olmaktır, usulca...
Hasan Belek
22 04 25
Akçay
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.