34
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2311
Okunma
hep ikinci yüzünle sevdin beni sen
mâsûm, tertemiz, güzel yürekli
ne olurdu sanki ilkini gizlemesen
kötüler konuşur, iyiler susar
melekler sevinir , şeytanlar küser miydi ?!
o yüzünle severdi diline alan seni
kolay kolay bulunmaz
eşsiz bir hanımefendi;
doğruydu dedikleri, eşsizdin(!)
ya bilmedikleri,
kendinden bile gizlediklerin !
beleyip kendini içindeki tuzlaya
salamura düşler kurardın
ikimizi doğrarcasına
can cana turşuya...
acı soğurup kanlı gözyaşıyla
çığlıkları kendine yankılanan
sessiz bir metronom
sarkacında salınır durur
sağdan sola, soldan sağa
gelir vurur, gider vurur
zamanla döne döne
insan olanın beyni kudururdu...
dolu dolu günleri
ipe çekerdi gözlerin ecelsiz
gece gündüzün boynunda düğümlenen ip
öyle mahzun, içli suskun, ağlamaklı garip...
bir uçurumun iki yakasıydık
sendeki girinti, bendeki çıkıntı
sular geçti aramızdan çağlayıp
taşlar eridi,
derinleştikçe uçtu uçurum
iki yakamız bir araya gelmedi hiç
tozlanırken sevdayla ilkyazda
asılıp kaldı y/amaç çiçeklerimiz...
nelere mal oldu bir yalan
ne kurbanlar verdim ilk yüzüne
uzatıp boynumu dolunayla
yüreğimi
uzatırcasına bazalt sunağına
dış yüzünde papirüsler
nil nehri değil sevdayla
yüreği yanan bir heykeltraş
taşı ancak böyle süsler...
şorladıkça kanım, yandı canım
adak değildim oysa
yalnızca seven bir insandım;
’ ya sev beni böylece
ya da al başını çek git! ’
çaresizliğin, köşeye sıkışan kedi
gıcırdayan dişlerin,
gerilen sinir tellerin
her hareketin ayrı bir tehdit...
merhamet fişeklerini göğsümde yaktım
sen yanma diye
boynuma düğümler attım;
çok kan kaybettim nafile
uykuluğundan kurşun yemiş
yaralı bir ceylan
sürüklendikçe can havliyle...
her şey tükenmiş değil,
çok şey var dumanı tüten
ateşlendikçe omuzumu tepen,
iç denizlerimde bir köpekbalığı
neslini sürdürme kavgasında(!)
küçük balıkları parçalayıp
yavrularını yutan ...
ne kâğıda sığarsın ne kaleme
ibret için mi geldin âleme ;
...
cennetimdin cehen/nem oldun
aşkında cinnetim,
ekosu kendine suskun
bitimsiz çileli yoldun;
salıverdik ellerimizi
özgür bıraktık kollarımızı
yitirdik artık
bize çıkan yollarımızı...
...
en az benim kadar mutlusun benden uzak
zamanla çözüldü bak, kurduğun her tuzak
aynalarda yalnızlığın görüntün sıra tutsak...
saydam suların berraklığında
her şeyi bilmek hakkım
öyle sürüklendimki girdabında
kaybolan bilincim aklım
vurgun yedim dip sularında
yedi kıta birden girdi birbirine
beşi belli, ikisi biz
ne senden ne benden
kalmadı geriye hiçbir iz
kainat toz olup,
kürelendi üstümde
her şeyi külden yaptım
yeni bir dünya yarattım
mabet kurmadım yüreğimde
yalnızca güle taptım;
sebebi sendin
dönüşsüz meyhane akşamlarımın
asıl boçlusu idin (?)
gayri meşru faturaların,
müteselsil kefil oldum hayatına
ödemedin kayan yıldızlarımı
ateş düştü sineme yalnızca...
şimdi içe batan hıçkırıklarla yok oluşlara
eriyip akışınla, düz yolda yokuşlara
ve başıma gökten düşen taşlara
süremezsin yüreğimi
’ merhametten maraz doğar ’
her gün biraz biraz doğar
kin doğar, nefret doğar, garaz doğar
...
hep o ikinci yüzünle sevdin beni
gizleyip kendinden ilkini;
gittikçe kronikleşen nefretin
içinde besleyip büyütemediğin
’ saman altından su yürütüp ’
uyutamadığın hasretin
sürecek gözlerin kapanıncaya değin...
kim ne derse desin
herkes içinde iki yüz saklar
biri melektir, biri şeytan
şeytan meleği, melek şeytanı aklar
tek yüzüyle tanımak mümkün değil insanı
sırlanmıştır yüzümüzde
aynalarca yasaklar...
Şaban AKTAŞ
18.08.2008
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.