(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Gün güne hasret Elbet aşk gelir Sabret gönlüm sabır et Dua var ibadetin özü Allah ile başla ve yaşa bir de Allah ile bitir Sabır dua ve de şükür kapısıdır arşın Sabret gönül sabret ki gelsin beklenen..."Yüreğinize Sağlık, Her Şey Gönlünüzce Akmış Şiir Tadında Şiirle..." Sevgi Saygılarımla.
Mahir kaleminizden yine nefis bir şiir okudum değerli ustam. Mısralar içinde geçen bazı kelimelerin anlamlarını da sayenizde öğrenmiş oldum. Siz anlamlarını pek tabii ki biliyorsunuz ve kelimelerin geçtiği yerlere, numara vermek suretiyle okuyucunun dikkatini de çekiyorsunuz ve bilgilenmesini de sağlıyorsunuz. En azından bilenler için bir tekrar da oluyor bu. Unuttuklarımız olabilir veya ilk kez okuduğumuz bir kelime de olabilir.
Mahbube kelimesi örneğinde olduğu gibi. Osmanlıca bir kelime. İki anlama geliyormuş, şimdi öğrendim. MAHBUBE: 1-Sevilmiş veya sevilen kadın. Muhabbet edilen kadın veya kız. 2- Vaktiyle çok kıymetli ve pahalı olan lâle cinsinden bir çiçek.
Keşke osmanlıca ve farsça dillere yoğunlaşıp, edebi anlamda şiirler yazabilseydim. Çok isterdim yazmayı. Özellikle de isim ve sıfat tamlamalarını. Okumanın, bilgi edinmenin, öğrenmenin yaşı yoktur siz de bilirsiniz. Eksiklerimden birisi de bu. İş, güç, hayat şartları maalesef frenliyor beni. İnşallah bu eksiklerimi tamamlayıp, bu konularda kendimi geliştirmek istiyorum.
Acaba bir osmanlıca kelimenin yanına getirdiğimiz türkçe kelimeler, anlamın veya gramerin bozulmasına sebep olabilir mi? Acaba bu şekilde yazdığımızda doğru şekli böyle mi olmalıdır. İnanınız hep merak etmişimdir. Soramadım da kimseye. Kullanan da nadir olunca. Yani sizin yazmış olduğunuz şu mısra örneğinde olduğu gibi;
"mahbubene güzel deriz!" denmesin
( sevilen kadına güzel deriz) denmesin. anlamı çıktığına göre; mahbubene güzel deriz!
mahbube : sevilen kadın.
mahbubene...
yazılınca; osmanlıca terimin orijinali bozulur mu? - ne bir ek midir? Osmanlıca kelimenin devamı türkçe olduğuna göre, orijinal kelimeye ekleme yaparak, mahbube kelimesini mahbubene şeklinde yazabilir miyiz? Merakım budur ağabey. Siz tabii ki en doğrusunu bilirsiniz. Ben öğrenmek amacıyla sormak istedim.
Bir de, nacizane fikrim,
Yabancı kelimelerin ( Osmanlıca, Arapça, Farsça vb.) bitimine parantez içinde (1), (2)... şeklinde numara vermeniz, okurken duraklamamıza sebep oluyor. Sözlük anlamlarını en altta verdiğinize göre ve en alt kısımda, kelimelerin orijinalleriyle türkçe anlamlarını birlikte verdiğinize göre, mısralarda parantezler içinde rakamlar yazmamanızı öneriyorum. Bu benim şahsi fikrimdir. Doğrusu bu olmalıdır iddiasında değilim. Bildiğim, sadece araştırmalarda, tez yazılarında kaynak belirtmek için kullanıldığı yönünde. Şiirlerde hiç rastlanılmayan bir durum.
Çok teşekkür ederim değerli ustam. Bilgilenmiş oldum sayenizde. Konu şimdi daha net anlaşıldı.
Siz bence, parantez içine almayınız mısralarda.
Onun yerine, size kalmış bir tercih ama, bence okuyucuya sözlük de aratmamak lazım. Herkes her şeyi bilemez. Genç okuyucuları da dikkate almak gerekir.
Mahbube kelimesinin Türkçesi de vardır (=sevgili) ama, şair bazen az kullanılan bir kelimeye ihtiyac duyabiliyor. Burada Arapça veya Osmanlıca bildiğim havasını yaymak değildir amacım. Zaten bildiğimi de söyleyemem.
Gıyabi ustam Nurullah Genç de bir şiirinde:
Son fırtına dinince okyanus alçalacak, bana mahbubelerin en güzeli kalacak! demişdi.
İncelemeye aldığın bölüm "mahbubene güzel deriz" denmesin!
Burada -ne, sahiplik ekidir. Benim mahbubeme, senin mahbubene, onun mahbubesine gibi. Şair mahbubesinin güzelliğiyle mağrur ve imalı olarak bunu yazıyor, ama bir de kıskançlık var "güzelse, o benim güzelim, size laf düşmez" gibi. Bir mısra önceden bu sözü söylemesi muhtemel kişileri "zevzek embesil" diye tanımlaması bunun işaretidir.
Daha önce bir-iki şiirde yaptığım gibi, bu şiirde de bir "lügatçık" yazmış bulunuyorum. Samimi söylüyorum, bu da şiir yazmak kadar zorlandığım bir konu. Çünkü buraya "hangi kelimeyi alıp, hangisini almamalıyım" diye düşünmekden çok vakit kayb ediyorum. Acaba şu kelimeyi yazsam, kibirli görünür müyüm, okuyucu "sen de bizi birşey bilmez mi sandın?" der mi, diye uzun süre düşünüyorum. Veya "bildiğimiz kelimenin izahını yapmışsın, bilmediğimizi yapmadın!" diyen olur mu? gibisinden. Senin de dikkatini çekmiş olmalı. bu kafiyeyi teşkil eden kelimelerin bazıları Arapça olduğu gibi, iki tane de Batı dilinden ithal var, priz, kriz! Fiil çekimiyle yazdıklarım ise Türkçe (biriz, deriz, yeriz). Keriz de Türkçe olmaya layıktır sanıyorum.
Bu kelimelerin şiir içinde numaralanmış olması, okuyuşun akımını engellediği iddiana katılıyorum. Bu hususta bir arayışa girebilirim.
Kendinle ilgili soruya gelince, eğer sen karar verdin mi, sonunu getirirsin. Çünkü şiirin haricinde de edebiyat çalışmaların var ve bunları kelime hazinenle daha da zenginleştirebilirsin. Bu hususta şöyle yap, böyle yap, demekdense, ilk çalışmanı göreyim, o zaman bir tahlilde bulunuruz.
Çok teşekkür ederim değerli ustam. Bilgilenmiş oldum sayenizde. Konu şimdi daha net anlaşıldı.
Siz bence, parantez içine almayınız mısralarda.
Onun yerine, size kalmış bir tercih ama, bence okuyucuya sözlük de aratmamak lazım. Herkes her şeyi bilemez. Genç okuyucuları da dikkate almak gerekir.
Mahbube kelimesinin Türkçesi de vardır (=sevgili) ama, şair bazen az kullanılan bir kelimeye ihtiyac duyabiliyor. Burada Arapça veya Osmanlıca bildiğim havasını yaymak değildir amacım. Zaten bildiğimi de söyleyemem.
Gıyabi ustam Nurullah Genç de bir şiirinde:
Son fırtına dinince okyanus alçalacak, bana mahbubelerin en güzeli kalacak! demişdi.
İncelemeye aldığın bölüm "mahbubene güzel deriz" denmesin!
Burada -ne, sahiplik ekidir. Benim mahbubeme, senin mahbubene, onun mahbubesine gibi. Şair mahbubesinin güzelliğiyle mağrur ve imalı olarak bunu yazıyor, ama bir de kıskançlık var "güzelse, o benim güzelim, size laf düşmez" gibi. Bir mısra önceden bu sözü söylemesi muhtemel kişileri "zevzek embesil" diye tanımlaması bunun işaretidir.
Daha önce bir-iki şiirde yaptığım gibi, bu şiirde de bir "lügatçık" yazmış bulunuyorum. Samimi söylüyorum, bu da şiir yazmak kadar zorlandığım bir konu. Çünkü buraya "hangi kelimeyi alıp, hangisini almamalıyım" diye düşünmekden çok vakit kayb ediyorum. Acaba şu kelimeyi yazsam, kibirli görünür müyüm, okuyucu "sen de bizi birşey bilmez mi sandın?" der mi, diye uzun süre düşünüyorum. Veya "bildiğimiz kelimenin izahını yapmışsın, bilmediğimizi yapmadın!" diyen olur mu? gibisinden. Senin de dikkatini çekmiş olmalı. bu kafiyeyi teşkil eden kelimelerin bazıları Arapça olduğu gibi, iki tane de Batı dilinden ithal var, priz, kriz! Fiil çekimiyle yazdıklarım ise Türkçe (biriz, deriz, yeriz). Keriz de Türkçe olmaya layıktır sanıyorum.
Bu kelimelerin şiir içinde numaralanmış olması, okuyuşun akımını engellediği iddiana katılıyorum. Bu hususta bir arayışa girebilirim.
Kendinle ilgili soruya gelince, eğer sen karar verdin mi, sonunu getirirsin. Çünkü şiirin haricinde de edebiyat çalışmaların var ve bunları kelime hazinenle daha da zenginleştirebilirsin. Bu hususta şöyle yap, böyle yap, demekdense, ilk çalışmanı göreyim, o zaman bir tahlilde bulunuruz.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.